Ölü ve sefil bir biçilmiş tarla gibi;
Ah! Bahara kaygıları söylüyor
Hâlâ, eskisi gibi, dost, avutucu bir şarkı,
Ama bitti hayatımın sabahı,
Kalbimin baharı soldu çoktan.
Ebediyen aç kalacak en sevgili sevgi,
Sevdiğimiz şey, bir gölgedir sadece,
Gençlik altın rüyalarda öldüğünden,
O dost doğa da öldü benim için;
Fark etmiyorsun o neşeli günlerde
Vatanının sana bu kadar uzak olduğunu,
Zavallı kalbim, ona asla sormayacaksın,
Eğer ondan bir rüya yetmezse sana.
Yeni yıl yaklaşırken, Bukowski özetlemiş aslında: "Nice mutlu yıllara demeyeceğim, çünkü değişen bir şey yok. Günler aynı, insanlar aynı, yalanlar aynı, dekorlar ve sahneler aynı, kandırılanlar aynı. Ve yine aynı olacak; sahte kahkahalar, sıra dışı böğürmeler.. İyi kusmalar."
Charles Bukowski
İlkel kabile belgesellerini izlemeyi seviyorum.
Adamlar avlanıyor ve karınları doyunca espriler yapmaya, gülmeye, dans etmeye ve keyifli vakit geçirmeye odaklanıyorlar.
Modern hayatta sıkışmış insanlar gibi basit şeyleri dert etmiyorlar, anın ve hayatın tadını çıkarıyorlar.