Zaman sınırsız gücüyle boyun eğdirir başka her şeye. Gün gelir toprağın, bedenin gücü tükenir, güven duygusu sönüp giderek yerini kuşkuya bırakır. Sadece insanların dostluğu değil, kentlerin dostluğu da bozulur, sonsuza dek sürmez. Bazen hemen, bazen yıllar sonra dostluklar amansız düşmanlıklara dönüşür, düşmanlıklar da dostluklara.
Danimarkalı ebeveynler, duygusal dürüstlük kavramının en başarılı temsilcileri arasında kabul ediliyor. Kaygı, mutsuzluk, üzüntü, can sıkıntısı, acı gibi duygularının hayatın normal parçası olduğunu çocuklarına göstermeye çalışıyorlar. Zor zamanlardan geçerken hiçbir şey yokmuş gibi davranmıyorlar. Kendini kandırmanın çocuğa verecek en kötü mesaj olduğuna inanıyorlar. Neden? Çünkü sürekli olumlu duygular yerine acıların da paylaşılması insanlığa duyulan saygıyı arttırdığını, hayatımızda sıradan saydığımız veya hiç aldırmadığımız basit şeylere minnet duymamız sağladığı, dolayısıyla empati duygusunu güçlendirdiği için.
Empatideki düşüşün olası nedenleri arasında toplumdan kopuk bir yaşam tarzı, daha çok kendine dönük yaşama, gruplara daha az katılım gibi durumlar gösteriliyor. Sosyal mecralardaki yankı odalarına hakim, körler sağırlar birbirini ağırlar ortamının etkisini de unutmayalım.