Bütünün parçası olduğunu hissetmeyen insanlar nasıl davranır?
Dedikodu yapmak, kirli çamaşırlar aramak, başkalarının işine burnunu sokmak ve toplumsal, milli ve ırksal konulara aşırı ilgi göstermek.
Ubuntu’ya inanan bir insan diğerine açıktır, diğerlerine olumludur, diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez, onu daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, zulme uğradığında ya da ezildiğinde kendini de aşağılanmış hisseder.
“Hayatın anlamı var mı?” sorusundan yola çıkan Camus, yaşamın hiçbir zaman kolay olmadığını, hayat anlamsız da olsa, mücadele etmek zorunda olduğumuzu savunur. Yarını düşünmek, kendine bir amaç seçmek, yeğlemeleri olmak, tüm bunlar özgürlüğe inancı gerektirir… Özgürlüğe olan inançla, güçlemeye, düşünmeye ve dönüşmeye devam…
Giderek uzayan ömrümüz bize sesleniyor: yavaşla, hayattaki seçimlerini yeniden ve yeniden düşün, sağlığına dikkat et, senin için anlamlı olan işlere ve insanlara odaklan, becerilerini sürekli bileyle.
Hayatın başlangıcında nereye ait olduğunu keşfetmek zor. Aramak, denemek, keşfetmek, merak etmek gerekiyor. Hayatın uzaması, özlemini çektiğimiz yavaşlamayı beraberinde getirebilir. Uzayan ömürle birlikte çocukluk daha çok oyun, gençlik daha çok arayış ya da gönüllü çalışmayla geçebilir. Telaşa kapılmadan, hayatı bizim için anlamlı olan ilişkiler, işler ve değerler etrafında kurgulamamız için artık daha çok vaktimiz var. “Benden olmaz”, “Bende yok” ya da “Benden geçti” gibi bahanelerin arkasına sığınarak yaşamamızı inkar ve imha etmek ya da bize anlamsız gelen yollara bir kez girdik diye o yolda ömrümüzü tüketmek zorunda değiliz.