• Afrika'da çalışan bir antropolog,çocuklara bir oyun oynamayı önerir.Çocukları yanyana sıraya dizer ve açıklar ;
    Herkes karşıdaki ağaca kadar koşacak ve ilk ulaşan birinci olacak.Ödül ise o ağaçtaki güzel meyveler...
    Antropolog oyunu başlatır ve o an tüm çocuklar elele tutuşup koşarak ağaca birlikte varırlar.Meyveleri hep beraber yemeye başlarlar.
    Antropolog şaşırır ve nedenini sorar.Çocuklar ;
    Biz buna "UBUNTU" diyoruz.Ubuntu Yarışsaydık eğer sadece bir kişi birinci olup kazanacaktı.Nasıl olur da diğerleri mutsuzken bir kişi meyve yiyebilir?
    Ubuntu bizim dilimizde "Ben,BİZ olduğumuz zaman Ben'im" demek...
    (ALINTI)
  • Ubuntu: "Ben, Biz Olduğumuz Zaman 'Ben'im"
  • Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. Oyun basittir. Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar. ‘Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.’
    Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır. İşte o ANda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar. Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar. Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar. Aldığı cevap hayli manidardır; “Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.” UBUNTU; bizim dilimizde “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demek.
  • DOĞAYI YEMEYE GELDİK!!
    MÜSAADE BİZİM, KENARA!!!

    Uyanır uyanmaz pencereyi açıp derin bir nefes alsan ya da çıplak ayak az biraz yürüsen, gün doğmadan denizin aydınlanmamış maviliğinde kendini unutsan, yaşamındaki gereksiz ne varsa çıkarsan ( evindeki gereksiz eşyaları bir düşünsene) kaçık gibi bakacaklar sana. Uçmuş bu diyecekler, normal değil.

    Normal insan nasıl olur ki? Normal ne demek?
    Çoğunluğa aykırı davrandın. Evinde bilmem kaç ekran televizyon yok. Bir "madde" seni kendine aşık edip uykularını kaçırmayalı uzun zaman oldu. ‘’O benim!!’’ anlayışını da bıraktın. Çünkü uzun zaman önce okumuştun ‘’UBUNTU’’ kavramını. ‘’Ben, biz olduğumuz zaman benim.’’ diyordu. Detaylar azaldıkça daha mutlusun ama bu medeni(!) insana çok dokundu. Tüm bu detaylar hayatında olmadığında mutsuz/doyumsuz olmalı, kabus gibi bir hayat yaşamalıydın onlara göre. Öyle misin?

    Doğadasın çoğu zaman. Bunalsan kaçacak delik değil kaçacak yeşil alan aradın. Kaçacak mavi, seni saklayacak öbek öbek bulutlar. Ama kaçışların hep anlık çünkü dönen bir çark var dışarıda. Senin dışında ve sen de ne kadar kaçarsan kaç o çarkın kölesisin aslında. En azından zararı en aza indiririm çabası ile yaptın tüm yaptıklarını. ‘’Hepsini korumaya gücüm yetmez ama zarar vermemeyi başarabilirim!’’ dedin.

    Güneşin doğuşunu izledin, hava tahminini gökyüzüne bakarak çıkardın, geceleri yıldızları izledin yan komşun maç izlerken. Her anı bir arınma ve tefekkür saati olarak değerlendirdin. Çünkü bilirsin para ile satın alınamayacak şeyler vardır. Sabahın ilk ışıklarını para ile satın alamazsın mesela. Bu büyük bir tefekkürü sence de hak etmiyor mu?

    Kapital düzenin dayanaklı eleştirisini yine kapital düzenin çarkına takılan teknoloji ile anlatmaya çalışmak, Allah’ım ne büyük ironi!! Dumanla haber veremem, telepati konusunda hala eksiklerim var. Kaldık mı yine iki dişli hırıldaması bitmeyen akıllı (!) canavarların eline.

    Papalagi: Göğü delen adam. Daha da açalım; doğayı yiyip bitiren vahşi medeniyetler reisi. Tanıdık geldi mi? Daha da netleştirelim. Buraya güzel ev yapılır diye dağları kazan, denizi dolduran, daha çok kazanmak için savaşlar başlatan, yan komşusu açken tıka basa tok yatan BİZLER. Hırslarına yenilen beyaz insan; savaşmayı, yok etmeyi, her daim seven insanoğlu. İçsel bir güdü haline geldi onun için, daha fazlası olmasını istedikçe öngörülemez değişimler yaşadı. Birbirinden vahşi, yok etmeye programlı değişimler…

    Bir kitap düşün; geçmiş, bugün ve geleceğin eleştirisi. Eleştirdiklerimizi değiştirelim diyeceğimi sanıyorsun değil mi? Değiştirmekten bahsetmeyeceğim, çünkü ihtiyacımız olan şey rahat bırakmak. "Doğayı rahat bırakmak!"

    Tuavii ilkel bir kabile reisi, medeniyet eleştirisini bu kabile reisinin ağzından dinliyoruz. Bize kıymet verdiğimiz paranın ne saçma bir şey olduğundan bahsediyor. Bu yuvarlak metal ve ağır kağıtların modern zamanın tanrısı olduğundan. Makinelere bağlı sürdüğümüz hayatın içinin nasıl kof olduğunu anlayalı çok oldu değil mi? İnsan gücünün değersizliğinin farkında olmadığımız bir zaman var mı? Güçlü olanın her şeyi yapma hakkı olduğunu güçsüzün boyun eğmesinin gerektiği ve bu düzenin kader olduğu sürekli anlatılırken bir adam çıkıyor-bir kabile reisi- saat ve somutlaştırdığımız zaman kavramına hâkim değil, hiyerarşi bilmiyor, bize göre diplerde(!). Ânı bizden iyi yaşıyor ama gözümüzde ilkel olan o. Medeni olan biz. Çıkıp diyor ki bize bu mu medeniyet?

    Bu mu medeniyet gerçekten? Yakıp yıkmak, tüketmek, ezilmek, ezmek mi?
    Ne de güzel eleştirmiş, yıllarımızı bir meslek sahibi olmak için harcadığımız zamanları. Biz takvimlerden bir yaprak kopararak mesleğimizde uzmanlaşacağımız günlere koşarken sence o ne yapıyordu?

    Emile - Bir Çocuk Büyüyor Küçük Ağaç'ın Eğitimi Doğadaki Son Çocuk ve daha nice kitapta hep aynı şey okuduğumuz. Hep aynı eleştiri, kopuş ve beraberinde gelen yok oluş. Ama biz kendimizi nasıl avutacağımızı da bulduk; sonsuza kadar var olamayacak bir dünyada yaşamıyor muyuz? Yıkımlar bir şekilde bir yerlerden başlamayacak mı? Çok da abartmamak gerek zaten demiyor muyuz?

    Şimdi bunca şeyden sonra radikal bir karar alsak; doğaya çıksak, istemsiz, parsellere ayıracağız her yeri, nereye kat çıksam daha iyi bir manzara yakalarımın derdine düşecek ya da iki ağaç devirecek, eee herkes yapıyor ya da koca ormana bu dokunmaz diyeceğiz. Keyfine ateşler yakıp kaç türü yok edeceğiz, kendi türümüz artsın diye. Avlanmaya başlasak soyunu kuruttuğumuz nice hayvan olacak. Geri sayım başladı. Dünyayı elimizle yok ederek koşuyoruz kıyamete.

    Durun biraz!!! Biz bunları da yapmaya başlayalı da çok oldu değil mi? Delip geçmediğimiz başka ne kaldı?

    Peki hesabı sorulmayacak mı?
  • “Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır. Onlara 'Hadi, şimdi ağaca doğru koşmaya başlayın! Birinci olan ödülü alacak.’ der. O anda bütün çocuklar el ele tutuşup koşup ağacın altına beraber koşmaya başlarlar. Hep birlikte vanrlar ağacın altına ve meyveleri hep beraber yemeye başlarlar. Antropolog şaşınr hâliyle. Çocukların yanına varıp neden böyle yaptıklannı sorduğunda, hepsi birden şu yanıtı verirler: “Bu UBUNTU’dur! Nasıl olur da diğerteri mutsuz iken birimiz o ödülü yiyebilir ki?" Ve UBUNTU’nun anlamını açıklarlar bir ağızdan. Onların dilinde UBUNTU: 'Ben biz olduğumuz için benim’ demektir.”
    Kolektif
    Sayfa 24 - Kafka Okur Sayı 18
  • Ubuntu:ben biz oldugumuz icin "ben " demekmis
  • Ubuntu:" Ben biz olduğumuz zaman benimdir."