Bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen hayatınızda büyük bir kayıp verdiniz demektir. Yaşadıklarınız için üzgünüm, ve hayır bunu yaşamak zorunda değildiniz. Ama bir şekilde oldu. Umarım kalbiniz sevgiyi ve neşeyi yeniden tadabilir.
Bu satırları benim için yazmak gerçekten zor. Hayatı boyunca sevdiği hiç kimseyi kaybetmemiş biri olarak 26 yaşımda hayatımın en büyük kaybı ile yüzleşiyorum. Acı içinde kıvranırken ilaç arar gibi kitap araştırırken buldum İyi Hissetmek Zorunda Değilsin kitabını. Çevremde bana yasım için aşmam gereken bir engelmiş gibi konuşuluyordu. En sevdiklerim bile teselli sözleri ile beni ne kadar hırpaladıklarının farkında değillerdi. Nereye gideceğimi ne yapacağımı bilmiyordum. Saatlerce çığlık çığlığa ağlasam da acım dinmiyordu. Yakın dostlarım yanımdayken bile yanımda değiller gibi hissediyordum. Kendimi üçüncü gözden izliyor gibiydim. Çok zordu, hala çok zor.
Bu kitap sayesinde yasımı iyileşmesi gereken bir yara olarak görmeyi bırakıp yaşamam gereken bir süreç olduğunu öğrendim. Başta ikna olmak zordu. Ama kitabı okudukça gelen rahatlamayı hissettim. Evet canım hala çok yanıyordu ama acımın kendim tarafından görüldüğünü hissediyordum. Acının içinde kalabilmeyi öğreniyordum. Kendime dönüp bu kadar acı hissetme sebebimin kalbimdeki büyük sevgiden kaynaklandığını söylüyordum. Bu beni bir nebze de olsa rahatlatıyordu. Yeniden nefes almaya başlamıştım. Okuduğum her satır bana ilaç gibi gelmişti. Evet acı hala orada. Evet hala benimle. Ama eskisi gibi değil. Hala bazen sokağa çıktığımda hatırlatıcı şeyler görüyorum. Bazen tetikleniyorum. Bakışım değiştiği için eskisi gibi çökmüyorum. Sadece acımın içinde öylece duruyorum. Acımı görmem onu kendiliğinden şifalandırıyor.
Ve acımı bir derse dönüştürmedim. Acımla yaşıyorum. O benim gündelik hayatımın bir
Büyümenin ve gelişmenin en ileri seviyesi birlikte acı çekmektir. Bu düzeltmekle değil, eşlik etmekle gelir. Kabul(birinin kendi hayatının gerçekliğinde görülmesi, duyulması ve buna tanık olunması), yasın tek gerçek ilacıdır.