Murat Can

Murat Can
@mcanyoldas
Ulus Baker: medyaya nasıl direnilir?
Medya “olaylar”ımızı kaybettiriyor bize. Dolayısıyla düşünce yeteneğimizi de... Çünkü her düşünce, kendisi de bir “olay” olmakla birlikte, olaylar üzerine olmak zorundadır. Medya ise bize “bireyleşmiş”, birbirinden kopmuş, yani üzerinde düşünemeyeceğimiz olaylar veriyor: Skandalların birbiri ardına sıralanışı, medyanın en esaslı iki tekniğiyle soyut, hayali ve düşüncesiz bir dünya anlayışını dayatmaktadır – yani tekrar ve ısrar teknikleri: birincisi gündeme getirilmiş bir olayı bıktırıcı bir tekrarla üsteleyerek kafalara işleme yoluyken ikincisi, kitle iletişiminin bütün kanallarını mobilize ederek, aynı olayı şurada duygusal, burada politik, bir yerde biçimsel, başka bir yerde enformatif biçimlerde, farklı mesaj türleriyle verip duruyor. Bu durumun en önemli sonucunun dezenformasyon yoluyla zihinleri etkileme değil, “olayları düşünülebilir olmaktan çıkarmak” ve tekdüzeleştirmek diyebileceğim bir durum olduğunu düşünüyorum. Artık medyatik olmayan, yani medyanın karşıtı olması gereken somut insan düşüncesi tarafından oluşturulmuş yeni bir “olay” kavramına ihtiyaç duyuyoruz. Medyatik olay parlar-söner, saman alevi gibidir. Ama asıl önemlisi olaylar birbirlerine “tekrar” ve “ısrar” adını verdiğim mekanizmalar dışında bağlanamazlar: sonucu, psikolojik etkilerini her an hissedebileceğimiz yoğun bir “dumur” duygusu, bir felç ve bıkkınlık halidir. Anti-medyatik düşünce “olay”ın ne olduğunu yeniden düşünmeli, olayı olay olarak yeniden kurgulayabilmelidir. Enformasyon ve iletişim toplumunda aydının aslî görevinin bundan ibaret olduğunu düşünüyorum. Marx, “bir köylü kulübesinde bir saraydakinden farklı düşünülür” demişti. Basit bir olguyu anlatan bu cümleciğin neresinde ideoloji kuramının temellerini bulabiliriz? Bir köylü bir saraylı gibi düşünürse, yani “saraylı gibi düşünme”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hayatında bir şeyler yolunda gitmediği zaman kendini önemsemez ve kaybetmeye başlarsın. Kendi hayatını umursamaz ve başkalarının hayatına dahil olmak istersin. Beklediğin karşılığı alamayınca dibe çökmüş hissedersin. Ne yazık ki kendini bir beklenti içerisine sokan yine sensindir. Kendini mahrum bıraktığın kendi hayatın, kendi zevklerin var. Kendine ait bir yaşantıya sahipsin, iradeli ve nazır olmalısın. Herkes acılara sahip, kendi acılarını başkasının acılarıyla yarıştırma. Kimsenin acısı üstün gelmez. Herkes içinde, en derinde, sessiz, sakin, şiddetli mahvoluyor. Toparlaman gereken kendi hayatın, başlaman gerekiyor, ilk adımı atman gerekiyor. Düşündüğün planları faaliyete geçir. Denemekten zevk al, düşmekten korkma. Bırak rüzgar yeniden doğduğun küllerini savursun, sen ayakta sağlam kal.
zihnimin yok mudur bir alıcısı bayım kocaman yüklerden ağırlaşmış omzumun yok mudur bir yontanı? ruhumu eski renklerine kavuşturucak gözlerimin içini yorgunluktan kurtarıp ışığını yakacak biri? hey! bayım, size sesleniyorum tanrısınız sanırım duymazdan geliyosunuzda beni hatırlayın bu sözlerimi ben unutmadan geçmişi benim günlerim geçmiyor ya sizinki?
Hayattan zevk almayı yitirdikçe baktığım gökyüzü ve ağaçlar değilde tabelalar ve reklam afişleri oldu. Eskiden yani çocukken otobüsten izlediğim gökyüzüydü şimdiyse kaldırım taşları bambaşka birine dönüştüm neydi buna sebep olan büyüdüm istemsizce derinlerdeki kaybolmuşluk hissim artıcak daha da heyecanım da azalmalı artık hayata karşı insanların tecrübe dedikleri buydu sanırım bayım hissizleşmek herşeye