Canım Martin, hayata geride başlamanın eksikliğini öyle güzel yansıtmışsın ki adımlarımız sayfalar boyunca birlikte atıldı. Birlikte öğrendik her şeyi, ilk heyecanı, kendini geliştirmeyi ama geliştikçe insanların ne kadar sığ kaldığını... Yazmanın ne kadar güzel olduğunu ve kitapların en iyi dost olduğunu...
Jack London öyle güzel işlemiş ki seni kağıtlara, her sayfayı nazikçe çevirirken tanıma merakı gittikçe büyüdü içimde. Azmini görmek, aşkına şahit olmak ve o aşk uğruna olmaz denileni başarmış olman... Kendini geliştirmenin ne kadar sancılı bir süreç olduğunu ama başarıya ulaşılan her şeyin hep sancılar içinde olduğunu öyle güzel gösterdin ki. Bazı yürekler bu dünyaya ait olmazmış ve insan bir kere okumaya başladı mı, asla durmazmış. Bir kere bir gerçeğin peşinden gittiyse, bir daha yolundan sapmazmış. Baştan sona kadar dünyana şahit olmak ve başarınla gururlanmak çok güzeldi!
Bazı kitapların yeri, kitaplığında da yüreğinde de çok ayrı yerde durur. Martin Eden'da onlardan birisi. Bazı karakterlerin gerçek olmasını ve bir gece vakti yıldızların altında hayattan konuşmak istersin. Kitabın son sayfasına gelinir ve kapak kapatılır elbet ama bir karakter yüreğe işlediyse, izi orada kalır. :)