Geçmiş, geleceği içine saklayan bir aynaydı. Eğer o aynaya yeterince bakarsanız istediğiniz her şeyi gösterirdi size. Çocuklar bu arada sadece kendilerini görürlerdi. Yanılırlardı. Her çocuk, anneme babasının dünyadaki aynasına vuran yansımalarıydı.
Çocukluk, yaşam köklerinin inşa edildiği en temel dönemdi. Hiçe sayılırdı çoğu zaman, görünmezdi, bilinmezdi. Ama insanın kumaşıydı. Söylenen her söz, her hareket, her davranış hatta en küçük bir detay bile çocuk için hayata dair birer ilmek, kumaşına atılan bir düğümdü. Eğer az düğüm atılırsa ilmekler seyrekleşir, kumaş tutunamaz, parçalanırdı. Eğer çok düğüm atılırsa ilmekler sıklaşır, kumaş küçülür, sertleşirdi.
Hangi anıyı silerek başlarda insan unutmaya? En acı vereni mi yoksa en çok unutmak istediğini mi? Cevap basitti. Silinmesi en kolay olanla başlamak isterdi insan. Ama hiçbir zaman silinmesi en kolay olanı silemezdi. En acı vereni, Yani en hızlı kaçmak istediğini silmeye çalışırdı onun yerine. Ama bu anıları silmek; insanın ruhunu kazımakla eş değerdi. Çünkü hızla kaçtığın, aslında en hızlı kovalayan da seni.