• Min ji welatekî dûr nivîsi ji we re her tişt ,iro ez di nava gelê xwe de bestekar im.
    Mehmet Uzun
  • Nes'îl Emr 'e ağıtlar 1

    Bırakip gittiğin o temmuz ikindisinden sonra
    Buz gibi yataklarda seni üşüdüm.
    Sımsıkı sarılıp kendi boynuma
    Ağıtlar yaktım,êzidi kadınlarca.
    ....
    Hêja...
    Yokluğunda ülkeler işgal ettim,
    Çiçekler büyüttüm,bir ömrü tükettim.
    Bilsen kaç kez intiharlarımı intihar ettim.
    Binlerce kez daha okudum mehmet uzun'un o sözünü
    'Bu ülkede kimse eşit olmayacak ve sen hiç gelmeyeceksin şehrime…'
    Sen yine de sûra üfler gibi umutlar üfle,
    yâr bildiğin dağlarından hücrelerime.
    Umudun kırağı da olsa,beni terketme!
    Şimdi senli dualarım var parmak uçlarımda hêja
    Tanrım!..
    ''yüreğimi ve niyetimi sen kolla''
  • Ne yalan söyleyeyim kitabı ilk gördüğümde; “Atatürk’ün Kürtleri” bana “Milli Mücadeleye katılan Kürtleri”, “Vaat Edilmiş Toprakların Hikayesi” de İsrail ile alakalıdır gibi gelmişti. Oysa ki daha önsözü okurken Ahmet Altan’ın 1996 yılında Milliyet gazetesinde kaleme aldığı ve ceza aldığı “Atakürt” yazısından bolca alıntılar okuyunca anladım ki gene Atatürk’e saldırı içeren bir kitap..Okudukça sizin de benim gibi yazarın taraflı olduğu hissiyatına kapılacağınızı düşünüyorum. Çünkü Atatürk’ü eleştiren ya da O’nun Kürtlerle ilgili düşüncelerinin hep yanlış aksettirildiğini iddia eden kaynaklar Taraf, Zaman ve benzeri gazetelerin yazarları, Atatürk’e karşı üslupsuz mesnetsiz iddialarda bulunan öğretim görevlileri veya şu anda malum terör örgütünden 15 Temmuzdan sonra içeri alınan şahıslar. Eee böyle olunca ister istemez yazarın taraflı olduğunu düşündüm. Öte taraftan hakkını yememek lazım Atatürk’ten övgülerle bahsettiği yerler de var.

    Yazarın sırf karşıt görüş olsun diye kaynak olarak alıntı yaptığı insanlar sanki şu an Güneydoğumuzda yaşanan PKK ve “sözde Kürt Sorununu”, Atatürk ve Cumhuriyet dönemi ile bağdaştırmışlar ya bu da ayrıca sinir etti beni..

    Şu ana kadar anlattıklarımdan anladığınız üzere kitap; ilk bölümde “Atatürk’ün sözde Milli Mücadele öncesi söylemlerinde Kürtlere özerklik vereceğini söylediği ancak Cumhuriyetin ilanından itibaren bu söylemlerini unuttuğunu”, ikinci bölümde Atatürk döneminde bölgeye yönelik yapılan sözde asimilasyon programları, üçüncü bölümde ise 1990’lardan itibaren Kürtlere ve bölgeye yönelik izlenen olumlu programlar ve netice de son bölümde de çözümün nasıl olacağı üzerine varsayımlar..

    Bana sorarsanız bu tür kitapları her zaman okumalıyız, faydalı olacağını biliyorum. Ancak hep şunu söylemişimdir gene de söylerim; bu tarz tarihi kitapların kaynakları çok önemlidir. Tarihi yapan tarihe sadık kalmalıdır. Neyse yorumumu Atatürk ve onun Kürtler ile ilgili gerçek düşüncelerini ifade ettiği binlerce cümlelerinden ikisi ile bitireyim..

    Atatürk’ün Sivas’tan 24 Eylül 1919 günü Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord’a gönderdiği ayrıntılı raporda şöyle der;
    “İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtleri kışkırttılar. İleri sürdükleri “imparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır”. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı uzun süre Diyarbakır’da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak o’nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular...”

    Atatürk’ün gene Edirne’deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey’e gönderdiği bir mesajdan: “Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez...”
  • Hawar dergisi her Kürt gencinin okuması gereken bir dergidir.Kültürümüze ait bir çok folkroik döküman , şiir , ropörtaj gibi yazılar barındırıyor. İncelememi daha faydalı olacak bir yazıyla tamamlamak isterim .Şimdiden iyi olumlar herkese.Faydalı olacağına inanıyorum...

    Kürt aydınlanma tarihinden portreler: Hawar Dergisi

    Kürt aydınlanma tarihindeki kilometre taşlarından birisi Hawar dergisidir. Elbette bununla alakalı olarak Celadet Alî Bedîrxan ve onun Şam Ekolü adı verilen çalışmaları kapsamaktadır. Celadet Alî Bedîrxan’dan ziyade daha çok Kürtçe üretim açısından ilk kez Latin harflerinin kullanıldığı ya da başka bir ifade ile Kürt Harf Devrimi niteliğindeki çalışmaya odaklanacağız bu yazıda.

    Cizre Miri, Mir Bedirxan’ın torunu olan Celadet Alî Bedîrxan önemli Kürt aydınlarındandır. Sürgün yıllarının bir kısmını Avrupa’da diğer zamanları da Şam’da geçiren Celadet, Kürt halkının modernleşmeyi ve ilerlemeyi takip edebilmesi için mutlak suretle Latin harfleri ile okuyup yazması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bu durum bu haliyle dahi epey sıkıntılı ve zor bir adımdır. Zira ortada bir Kürdistan devlet aygıtı ya da Kürt Dil Kurumu mevcut olmadığından dolayı, Kürt halkının Latin harflerine geçmesini sağlamak için atılan adımlar ciddi bir birikim ve çaba gerektiriyordu.

    Celadet Alî Bedîrxan bunun eldeki şartlarla ancak bir dergi vasıtasıyla gerçekleşebileceğini düşünüyordu ve bu çabayla dört bir yanı maddi ve manevi konuda seferber etmeye başladı. Bu dergi hem Latin harfleriyle yazılacak hem de dört farklı ülkede yaşayan Kürtlerin kültürel birliği için ateşlenen bir işaret fişeği olacaktı.

    Hawar yakarış, yardım nidası manasındadır. Bu nida Kürtlerin sahipsizliği ve acılarına yakılan bir feryat olarak algılanmıştır o dönemde.



    “Defter, kitap, gazete, dergi, kalem ve sakal… Şam’da Arap uygarlığının içinde ‘européen’ bir Kürt aydını” yola koyulmuştu bu dergiyi çıkarmak için. 1932 kışında Şam’da Kürt halkının önde gelenlerinden Ali Ağa Zılfo’nun evinde toplanan kalabalığa derginin öneminden bahsediyordu Celadet Alî Bedîrxan. O gün toplananlardan Celadet Alî Bedîrxan dışında Haco Ağa, Bozan Bey, Şahin Bey, Osman Sabri, Celadet Alî’nin İstanbul’daki dostlarından Memduh Selim Bey ve Hamza Bey ile Muksi buluşmada olanlar arsındadır. Celadet Alî Bedirxan bu buluşmada bir derginin gerekliliğinden söz eder ve medeniyete, başarıya ulaşmanın yolunun bundan geçtiğini bir halkın diliyle, yazısıyla bir araya ve kendine gelebileceğini anlatır.*

    İşte bu sürecin bir çıktısı olarak Hawar Dergisi Kürt halkının “imdadına” yetişir ve yayın hayatında 1932 yılında başlar. Öncesinde İstanbul’da yaşarken Serbesti gazetesinde çalışan Celedet’in bu ilk kişisel deneyimi, aynı zamanda Kürt kültür tarihinin de kimi ilksel özelliklerini taşıyordu.

    15 Mayıs 1932 tarihinde çıkan bu dergi Kürt halkının ilk Latin harfliyle yazılan dergisiydi. Bu tarih zamanla Kürt Dil Bayramı olarak kutlanacak bir sürecin ilk adımıydı. 15 Ağustos 1943’e kadar yayın hayatına devam eden dergi Kürt aydınlanma tarihindeki kıymetli yerini almıştı.

    Dergi toplamda 57 sayı çıkmıştır ve Fransızca ve Kürtçe ağırlıklıdır. Kürtçenin Kurmancî lehçesinde yazılan derginin Fransızca da yazılara yer vermesinin nedeni Kürt meselesini ve Kürtlerin yaşadıkları sorunları dünyanın dört bir yanına ulaştırmayı hedeflemesidir. Kimi sayılarda Zazaca ve Soranice lehçelerinde de ürünler veren dergi yer yer Arapça yazılara da alan açıyordu.

    Birçok Kürt yazar ve aydın Hawar Dergisi etrafında buluşmaya başlamıştı. Dergide: Celadet Bedirhan, Rewşan Bedirhan, Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Osman Sabri, Kadrican, Cegerxwîn, Mustafa E. Boti, Kadri Cemal Paşa, Dr. Nurettin Zaza (Yusuf), Lawê Fendi, Ahmet Nami, Hasan Hişyar, Bişarê Segman, Nêravan, Reşit Kürt, Kurmanci yazanlar arasındadır. Ayrıca Goran, Tevfik Vehbi, Abdullah Esiri, Şakır Fettah, Hevindê Sorî, Lawêki kurd’ de Soranice Lehçesiyle yazılar yazdılar.



    Derginin bugün derli toplu halde bize ulaşmasını sağlayan kişi de Kürt edebiyatının bugün önde gelen isimlerinden Fırat Cewerî’dir. Kendisi 1998 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Nûdem yayınlarından derginin tamamını bir araya getirerek okuyucuya ulaştırmıştır.

    Derginin amaçları arasında;

    Kürt alfabesini yaymak
    Kürtçenin lehçeleri üzerinden karşılaştırmalı araştırmalar yapmak
    Kürt dilinin kökenini incelemek
    Kürt sözlü kültüründeki hikâyeleri derlemek ve yayınlamak
    Kürt edebiyatında yayınlanmış tarihi ürünleri bir araya getirmek ve duyurmak
    Kürt yazarlarının bibliyografını oluşturmak
    Kürt kültürü, folkloru ve Kürt müziğinin makamları üzerine çalışmalar yapmak
    Kürt sanatı ve Kürdistan’daki sanat üzerine araştırmalar yapmak
    Kürt tarihi ve coğrafyası üzerine araştırmalar yapmak

    yer alıyordu**.

    Hawar dergisinden bugüne Kürtlerin anadilinde eğitim ve aydınlanma mücadelesi için kıymetli bir çaba kalıyor. Hawar, bugün hala Kürt aydınlanma tarihinde önemli yeri olan Cegerxwîn gibi şairlerin yazarların bir araya geldiği dergi olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.

    *Mehmet Uzun, Kader Kuyusu, s. 248 İthaki Yayınları 2012 İstanbul

    * Felat Dilgeş, Celadet Alî Bedirxan ve Hawar Ekolü, s.53, İnatçı Bir Bahar, Ayrıntı Yayınları 2012 İstanbul.
  • Bana Gözlerini Yurt Eyle
    Mültecin olayım...
    Kendi Adına Bir Kimlik Çıkart
    Ben Biraz da Sen Olayım...

    Mehmet Uzun
  • "insan sevdiğine kavuştuktan sonra ekmeği olsun, ayranı hiç olmasın yemeği sadece darı olsun yorganı mavi gök olsun döşeği kuru yer olsun yastığı sert taş olsun torbası omzunda olsun torbanın dibi delik olsun yurdu buralar olmasın. acem ve gavur ellerinde olsun sevgilisi insanın istediği gibi olduktan sonra gün boyu avare olsun. aşsız, katıksız, ekmeksiz olsun?"
  • Uzun bir gece; param parça olan hayaller, bir kuşağın harcanışı, tarihsel bir kırılma... Hiçbir zaman onarılmayacak bu yıkımın hemen öncesine, o geceye, 12 Eylül 1980 gecesine götürüyor bizi Sevim Korkmaz Dinç... Dibine yuvarlandığımız o uçurumun başına.
    O dönemi yaşamış olanlar kadar, o dönemi, tarih öncesiymiş gibi bilmeyen gençlerin okuması gereken bir anlatı bu. Çünkü aşkların, düşlerin, umutların bir karadelik gibi yutulduğu bu karanlık dönemi içinden anlatıyor yazar...

    Zeynep, Leyla, Neslihan, Mehmet; ister Yetmişsekiz densin ister Yetmiş Kuşağı, daha yaşamaya devam ediyorlar sanki. Ve biz onlardan biri olarak o gecenin dehşetine kapılıyoruz.
    Artık o sürecin karşısında ve dışında olanların da sorduğu "Bize ne oldu, nasıl geldik buraya? Yanlışımız neredeydi? " sorularına bir yanıt olacak bu okuma serüveni... Yalın, abartısız, sürükleyici; bir solukta okunacak bir dil ve kurgu içinde...