Mehmet Kazar

Bir bakmaya gelmiştim, hem bir selam vereyim dedim. Fazla durmayacağım, geçiyordum zaten; kitaplarım ve yazacaklarım beni bekliyor. Gelirim elbet. Belki başka zaman.
Varlık sahnesine çıkan Hz. Adem'in cevheri de çamuru da ortadadır; kendini saklamaz. Ama İblis, kendi ateşine üstünlük atfeder, kusursuzluk iddia eder ve kendi gerçeğini inkâr eder. Hatasını kabul etmez, kılıf bulur. "Olduğu gibi görünmemek” gibi uzunca bir sancıya, “göründüğü gibi olmamak” gibi ömürlük bir zorluğa talip olur. Sonunda ümitsizliğe düşer ve şeytanlaşır.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
İkiyüzlülük demektir münafıklık. Bir yüzü varken onu ikileştiren insanın, sonunda bir yüzü bile kalmaz. Hangisinin gerçek olduğunu kendisi de bilemez hâle gelir. Gerçeğinin yanında sahtesi belirince kendi yüzünü tanıyamaz olur. Aynaya bakınca kendisini bulamaz.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Hakikatte arayış hiçbir zaman bitmez. İnsan âyetini bulduğunda yolculuk sona ermez; bilakis asıl yolculuk o zaman başlar. Onun için tasavvuf büyüklerimizden Bayezid-i Bestami şöyle der: “Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır.” Çünkü bir hakikati görmek, aynı zamanda onun yükünü omuzlamak demektir.
Çağımızın asıl problemi bilgi eksikliği değil, anlam eksikliğidir. Bugünkü dünyayı büyük bir "dijital çöl"e benzetiyorum. İnsanlar ekranların ışığında birbirlerine çok yakın görünüyor ancak ruhen birbirlerinden hiç olmadığı kadar uzaklar. Herkes konuşuyor fakat kimse gerçekten duymuyor. Herkes görünür olmak istiyor ama kimse kendisini tanımıyor. Tekno-modern çağın en büyük yanılsaması da budur: Simülasyonu hakikatin yerine koymak ve gerçeğin değil, görüntünün peşinden gitmek. Kur'an-ı Kerim ise insanı sürekli hakikate çağırır, yani görünenin arkasındaki manaya. İslâm'ın "kıble" anlayışı da yalnızca coğrafi bir yön değildir. İnsan kalbinin yöneldiği yer, onun gerçek kıblesidir. Eğer kalp sürekli dünyaya, tüketime, gösteriye, dijital hazlara yönelmişse zamanla kıblesini kaybetmeye başlar.