Alexander Hamilton, çarpıcı derecede yüksek prensiplere sahip bir adamdı. Düello yapmanın yanlış olduğunu, dinsel öğretilerle uyuşmadığını düşünüyordu. Fakat toplum fikrine saygısından, bir düelloya girmek zorunda kaldı. Ailesini çok seviyor olmasına rağmen, toplumun onayını kazanmak uğruna, onları haince terk edip tüm hayatını bir kenara attı. Gülünç dünyaya kendini kabul ettirebilmek için zavallı insanları, bencilce, hayat boyu sürecek bu kedere teslim etti. O zamanki toplum standartlarının onurlu olma koşullarına göre, düelloyu reddetme utancıyla rahatça yaşayamazdı. Din öğretileri, ailesine olan derin bağlılığı, merhametli kalbi, yüksek prensipleri... Hepsi, ruhsal rahatlığa erişmesinin yolunu tıkadıklarında, ziyan oldular.
Y.A: Kanun şöyle, aklında tut: Bir insan, beşiğinden mezarına kadar asla, ilk ve en önemli amacı, kendi iç huzuru ve ruhsal rahatlığı olmayan tek bir şey bile yapmaz.
Bilgi, elmayla birlikte dışarıdan geldi. İnsan beyni öyle yapılandırılmıştır ki ne olursa olsun hiçbir şey oluşturamaz. Yalnız dışarıdan sağlanan materyali kullanabilir. Sadece bir makinedir ve otomatik olarak çalışır, irade gücüyle değil.
Adem'in düşünceleri ona dışarıdan geldi. Sen ölüm korkusuna sahipsin. Onu kendin icat etmedin. Konuşmalar ve telkin sayesinde dışarıdan aldın. Adem'in ölüm korkusu yoktu, hem de hiç.