Benim kimliğim neydi ki zaten? Bu da ne demekti? Ben nereden bilecektim ki? Hayatım boyunca başka insanlar gibi davranmıştım; bütün çocukluğum, ergenliğim ve genç yetişkinliğim boyunca. İnsanın kendini bulmakla geçirmesi gereken yılları ben başkalarıymis gibi yaparak geçirmiştim. İnsanın kendine bir karakter inşa etmesi gereken yılları ben başka karakterler inşa ederek yaşamıştım.
On altı yaşına girdiğimde söhretten hoşlanmamaya başlamıştım ama şimdi, yirmi bir yaşında kesinlikle nefret ediyordum.
Çocukken başladığim bir şey yüzünden meşhur olmam işimi daha da zorlaştırıyordu. Herkes on üç yaşındayken yaptığı bir şey yüzünden meşhur olsaydı nasıl olurdu, diye düşünüyordum: ortaokuldaki okul orkestrası, yedinci sınıftaki fen projesi, sekizinci sınıfta oynanan bir tiyatro oyunu... Ortaokul yılları sendelemek, düşmek ve işiniz biter bitmez onları halinin altına süpürmek içindir çünkü on beş yaşına geldiğiniz anda hepsini aşmış olursunuz.
Ama benim için öyle değildi. Ben insanların zihninde çocukken olduğum kişi olarak kazınmıştım. Çoktan büyüyüp geride bıraktığımi hissettiğim bir insan olarak. Ama dünya onu geride bırakmama izin vermiyordu. Dünya başka biri olmama izin vermiyordu. Dünya benden sadece Sam Puckett olmamı istiyordu.
Bir keresinde birlikte Rolling Stones'u izlemiştik ama kimi kandırıyorduk ki? Yirmi bir yaşında kızlardık ve Katy Perry bizim için Mick Jagger'dan daha fazla anlam ifade ediyordu.
Keder harika bir günah keçisidir. Bundan bağımsız olarak, bir insanı sevmemenin ne kadar güçlü bir araç olduğunu keşfediyordum. Birini sevmek savunmasizlikti. Hassasiyetti. Yumuşaklıkti. Ve ben bunların içinde kayboluyordum. Birini sevdiğim zaman yok olmaya başlıyordum.