-Fotoğraf çektirmeyi sevmez. Aslında ben de sevmem.
-Neden?
-Bilmem. Herhalde fazlasıyla geçmişe yönelik bir şey fotoğraf.
-Sizin gibi kültürlü, sanatla ilgili biri böyle mi düşünüyor?
-Sanat fotoğrafçılığından söz etmiyorum ki! İnsanların anılarını biriktirmek, dönüp dönüp eskiye bakmak merakından söz ediyorum.
Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.
Annenizin bile neyi nereye kadar söylediğini bilemezsiniz. Kimse kimseyi bilemez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kimin de daha az, kimin de daha çok.
Işte anahtar kelime bu; hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.