Meltem Hacıoğlu

Meltem Hacıoğlu
@meltemhacioglu
Aşk gibiydi okumak da… Neden, nasıl müptelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü.
Bir topluluğa yeni dahil olmuşsanız, aşina olduğunuz bir yerden uzaklaşmışsanız, beyniniz tüm bu yenilikleri yönetebilmek için uğraşıp duracaktır. Fakat yeni çevrenizde gerçek ilişki çapaları yoksa, bunu başarması çok zordur. İlişkiler gelişir tabii ama bu zamanla olur. İşte bu nedenle insanlar büyük değişimlerin ilk altı ayında, yani bilindik, istikrarlı, güvenli olanı geride bırakıp yeni bağlantılar kurmaya başladıkları süreçte çok daha kırılgan olurlar.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir çocuk için göz teması "Seni önemsiyorum,seninle ilgileniyorum"anlamı taşırken,diğer bir çocuk için "Az sonra sana bağıracağım"anlamına gelebilir.Yaşamımızın ilk yıllarında,gelişmekte olan beynimiz deneyimlerimizi anbean sınıflandırıp depolar,dünyayı deşifre etmemize yarayacak kişisel"şifre anahtarlarını "oluşturur.Her birimiz yaşadıklarımıza bağlı olarak kendimize özgü bir dünya görüşü oluştururuz.
Alıntı
İlginçtir, çoğu insan terapiyi gidip hasarı geri çevireceği bir yer olarak görüyor. Halbuki geçmişteki deneyimlerinizin beyniniz üzerindeki artık her ne etki yarattıysa, o bağlantılar artık orada, bunları silemeyiz. Geçmişten kurtulmak mümkün değil. Terapi daha ziyade yeni bağlantılar kurma, yeni ve daha sağlıklı sinir yolakları oluşturma işi. Bir bakıma, terapide iki şeritli köy yolunun yanına dört şeritli otoban inşa ediliyor. Eski yol da orada durmaya devam ediyor ama onu artık pek kullanmıyoruz.
Alıntı
Sizde olmayan bir şeyi veremezsiniz. Sizinle konuşan olmazsa, konuşamazsınız; sevilmediyseniz, sevemezsiniz.
Alıntı
Bildiğim bir şey varsa o da her acının aynı olduğudur. Ki bence, hemen hemen her yıkıcı davranışın altında yatan umutsuzluk aslında kökleri çok derinlere uzanan bir değersizlik hissiyle ilişkili. Mutlu olmayı hak ettiğinize inanmakla buna değdiğinizi bilmek arasında fark var. Bazen bize sunulan fırsatları sırf içten içe kendimizi yetersiz gördüğümüz için geri tepiyoruz.
Alıntı