Allah Rasulu asv buyurdu ki :



“ Aza şükretmeyen, çoğa da şükretmez !
İnsanlara teşekkür etmeyen,
Aziz ve Celil olan Allah' a da şükretmez,
Allah' ın nimetini söylemek şükür, bunu terk nankörlüktür.
Cemaat rahmet , Ayrılık azaptır.
Ey Davudoğulları şükredin !
Şükreden kullar azdır .

Kim de şu üç şey olursa,
Davud (a.s.) a verilen ona verilmiş olur :

Gizli açık yerde Allah' tan korkmak,
Kızgınlık ve memnuniyet halinde adaletli olmak,
Zenginlikte ve fakirlikte tutumlu olmak...”

Hadis günlükleri,

Loana, bir alıntı ekledi.
Dün 10:47 · Kitabı okuyor

Başta İngiltere olmak üzere Batılılar, hürriyetini kazanan Osmanlı ülkesinin yeniden ayağa kalkmasından korkuyorlardı. Aralık ayında Meclis-i Mebusan’ın açılmış olmasından güya memnuniyet duyduklarını söyleyip, hakikatte ise meşrutiyetin öncüsü ve güvencesi İttihat ve Terakki’yi yıkmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Elveda Güzel Vatanım, Ahmet Ümit (Sayfa 159 - Everest Yayınları - 6. Basım)Elveda Güzel Vatanım, Ahmet Ümit (Sayfa 159 - Everest Yayınları - 6. Basım)

John Steinbeck’in Oğluna Yazdığı Mektuptan Aşk Hakkında Düşünceleri
Sevgili Thom, Mektubunu bu sabah aldık. Ben şimdi kendi görüşlerimi yazacağım sonra annen de kendininkileri…
Öncelikle- eğer aşıksan- bu güzel bir şey, hatta bir insanın başına gelebilecek en güzel şey. Kimsenin bunu küçümsemesine ya da hafife almasına izin verme…Aşkın da çeşitleri vardır. Kimisi bencil, doyumsuz, egoist bir aşıktır, aşkı yalnızca kendini yüceltmek için kullanır…Bu çeşit, çirkin ve sakat bir aşk çeşididir. Diğerinde ise, içindeki tüm güzellik dışına taşar- şefkat, nezaket, saygı… O kişinin kendine has ve değerli olduğunu kabul edersin…İlk aşk çeşidi seni hasta eder ve kendini küçük ve değersiz hissetmene sebep olur. Ancak ikincisi içindeki gücü ortaya çıkarır ve seni cesur kılar, şu ana dek sahip olduğunu bile düşünmediğin bir bilgelik sunar sana…Bunun çocuksu bir aşk olmadığını söylüyorsun. Eğer bu kadar derin hisler besliyorsan, elbette çocuksu bir aşk değildir bu…Ancak tabii bana ne hissettiğini danışacağını sanmıyorum. Sen herkesten daha iyi bilirsin. Ben sana ancak şu konuda yardımcı olabilirim: Ne yapman gerektiği.Aşk için çok memnun ve minnettar olmalısın. Eğer birini seviyorsan- hayır demende de hiçbir sakınca yok tabii ki- şunu hatırlamalısın ki bazı insanlar çok utangaç olabilirler.Kızlar, erkeklerin ne hissetiğini kolayca anlayabilirler, ancak bunu duymak da isterler…Bazen de hislerine karşılık alamayabilirsin- ancak bu, o hisleri daha az değerli ve güzel yapmaz. Son olarak, neler hissettiğini biliyorum çünkü zamanında aynılarını ben de yaşadım ve senin de bu duyguyu tatmandan ötürü çok mutluyum…Susan’la tanışmaktan memnuniyet duyarız. Dilediği zaman bizi ziyarete gelebilir.Kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa, gerçekleşir. Önemli olan şey acele etmemektir. Güzel olan hiçbir şey elden gitmez.Sevgilerimle, Baban

Neron, bir alıntı ekledi.
24 May 16:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aramamak acımamak demektir
Küçümsenecekse
Memnuniyet küçümsenmelidir
Dünyanın dönmekten memnuniyeti
İnsanların utancı dünyaya dönüşmekten

Bir Yusuf Masalı, İsmet ÖzelBir Yusuf Masalı, İsmet Özel
gökçe c., Teneke'yi inceledi.
 24 May 14:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yine beni etkileyen bir Yaşar Kemal romanı okudum. Nasıl etkilemesin ki?

Eserlerindeki Anadolu’yu, doğa ve insanın paralel minvalinde yaşanan haksızlıkları, adalet arayışını, proleter kesimin hep diktatör para ağalarının zulmüne uğramalarını, Yaşar Kemal’den daha iyi kim anlatabilir?

“Hüyükteki Nar Ağacı”ndan sonra, Teneke’yi okumam beni Çukurova’da ekmek parası kovalayan, biçare köylü işçilerin yanındaymışım, onları seyredip bir şey yapamıyormuşum hissini verdi. Buradaki hikayede de Çukurova’da çeltik ağalarının daha çok kazanç uğruna yaptıkları kanunsuz işlerin (pirinç ekip tüm köyü sular altında bırakıp, insanların sıtmaya yakalanarak hayatlarını hiçe saymaları) anlatılıyor.

Resul efendi ile perde açılıyor. Adamcağız kaymakam vekilliği yapan, bu işten çeltik ağalarının zorbaca girişimlerinden yılmış, emekliliği için gün sayan resesif biri. Dört gözle yeni gelecek kaymakamı bekliyor. Gelsin ki kendisi biran evvel bu eziyetten kurtulsun. Ve bir gün beklenen haber geliyor. Genç, deneyimsiz ve idealist kaymakam Fikret Irmaklı bu göreve atanıyor. Kendisi gelmeden özgeçmişi tüm kasabanın ezberinde yer etmiştir bile. Herkes, bilhassa belalı çeltik ağaları, eşraf kaymakam için hemen plana koyuluyorlar.

Genç kaymakam geldiğinde hürmetle karşılanır, el pençe divan gösterileri, memnuniyet sözcükleri bol keseden harcanır. Bu durum kaymakamın çok hoşuna gider. Hatta babasının nasihatlarını unutmaktan ve kendisinin önyargılarını bile dile getirmekten çekinmez. Hiç böyle tahmin etmezdim, gelmeden evvel kasabanızı tahlil ettirdim, yobazlar, eşkıyalar, devlet tanımazlar olduğunu bilirdim der. Oysa gördükleriyle aklındakiler birbirini tutmamaktadır. Köy halkı kaymakamı için canını verecek kadar kadar candan görünmektedirler!

İlerleyen zamanlarda Fikret Irmaklı ve ağalar arasında savaş başlar. Hakkın hukukun sorgulandığı, silindiği, gücün aslında kimde baskınsa o tarafın sözünün geçtiğinin bir hayat gerçeği ve acımasızlığının içinde buluruz kendimizi. Sonunda kendimi kötü hissettim!

Murtaza ağa, Okçuoğlu, Osman ağa, Kürt Memed, Zeyno Kadın kitabın diğer önemli kahramanları. Bir çok konuşmada yöreye ait şiveye ve terimlere rastlıyorsunuz. Kitap, tiyatro oyunu olarak da ayrıca yazılmış. Tiyatroyu çok seven biri olarak bu oyuna gitmediğime çok hayıflandım.

Bu mücadelenin ve adaletin romanını mutlaka ve mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, böyle muazzam kitaplarla kalmanızı diliyorum.

Ayrıca etkinliği oluşturan, teşekkürlerimi de bu güzel arkadaşlar için unutmayacağım;
Mazlum Kaplan , Roquentin , Li-3

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
22 May 18:35 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sevdiği bir oyuncakla oynayan çocukları andırıyordu. Yüzünde memnuniyet ifadesinden başka birşey yoktu. Saflık, temizlik ve memnuniyet.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Tayfun, Aylak Adam'ı inceledi.
17 May 18:32 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Anlatmaya gerek yok, okuyunuz…

Kitapta ismi geçmeyen Bay C herkese farklı nazar ile bakan biridir. Kadınları çok iyi tanıyan, görüneni değil de astarı düşünen kişidir. Birçok yerde kendimi gördüm. En az onun kadar bende aylakım.

İlk başta zorlanıyorsunuz. Kitaba ısınamıyorsunuz bile. Zaman geçip sayfalar ilerledikçe sizi alıp götürüyor. Bir kitabın tamamını okumadan o kitabın iyi mi ya da kötü mü olduğuna asla karar veremezsiniz. Keza bu kitap onlardan bir tanesi.

Yazarın farklı bir anlatım dili var. Kitap 4 bölümden oluşuyor; Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Benim kitabım Kış bölümü bana sıkıcı geldi çünkü daha ısınamamıştım kitaba. Sonra İlkyaz gelip çiçekler açıp kuşlar ötünce kitap beni acayip sardı.

Sürekli bir arayış içerisinde olan Bay C’nin hayatına giren kadınlar, onların sıradanlaşıp onlardan uzaklaşması ve kendi babası ile olan münakaşası konu edilmektedir. Yazarın ustaca kurgulamış olduğu kitabı “Aylak Adam” bence herkese hitap edebilecek bir düzeydedir. Memnuniyet ile okumanızı tavsiye ederim.

Sevgi ile kalın.

JuvenâL Outsmart, bir alıntı ekledi.
17 May 13:30

Batı kendi değerlerine benzer bir sistemin seçilmesinden memnuniyet duyarken, aynı yöntemlerin bir İslam ve doğu kültürü üzerine bina edilmesinden korku duyuyordu. Çünkü Türkiye benzeri birçok ülke Batının sömürgesi hâlindeydi. Bu ateşin çıkardığı kıvılcımların sıçramasından endişe ediyorlardı.

20. Yüzyılın Strateji Dehası Atatürk, Nejat Tarakçı (İstiklâl Mücadelesi)20. Yüzyılın Strateji Dehası Atatürk, Nejat Tarakçı (İstiklâl Mücadelesi)
Devlet Ayıcı, Körler Ülkesi'ni inceledi.
 16 May 16:19 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Kafeste doğan kuşlar uçmayı hastalık gibi görürler yada öyle görmeleri istenir garip bir tepkidir bu , tıpkı körler ülkesinde görmenin de anormal karşılandığı gibi .

Körler Ülkesinde görmek bir ayrıcalık mıdır yoksa farklılık mı, avantaj mıdır yoksa tam tersi mi?

Öncelikle hikayenin konusu üzerine şu soruları da içimden dökerek başlamak istiyorum;
Sahi, herkes gibi mi olmak normallik? Kendini ifade etmek farklılıklarımızı ortaya çıkarmak niye bu kadar güç? Normallik nedir kime yada kimlere göre belirlenir? Bizim kabul ettiğimiz mi yoksa çoğunluğun kabul etmesi mi? Normal yaşamak için kalabalığa göre mi şekil almalı onları mı kabul etmeli yoksa kendi görüşlerimize mi bağlı kalarak başka yol bulabilir miyiz ?

Evet bir düşünün:
Körlere ve görmeyi bilmeyenlere bu duyuyu nasıl anlatıp inandırabilirdiniz?
Sonuna kadar haklı ve emin olduğunuz bir gerçeği, bunu bilmeyen , inanmayan insanlara nasıl ispatlardınız hem de bildiklerinden başka bir bilgiye ihtimal bile vermeden kestirip atanlara ?

Gelin bu sorular doğrultusunda bu kitap üzerine incelememi ve yorumumu sizlere anlatmaya çalışayim ;

Sevdiğim kadın sanatçılardan olan ve muhteşem bir şarkının buluşmasıyla ortaya çıkan bu şarkıyı da dinlemek isteyenlere armağan ederim.
Ayrıca bu şarkının hikayesini de öğrenmenizi öneririm, üzüntülü ve acı dolu bir hikayesi bulunmakta.
https://www.youtube.com/watch?v=Bd4QO2NsdaM

UYARI:
(İpuçları olduğunu düşünmüyorum ama hikaye özetine değindiğim kısımlar vardır *BURADAN başlığı ile başlayıp *BURAYA KADAR başlığı arasında geçen kısımları isteyenler okumayabilir kendi kararlarına bırakırım.)

Wells’in bu kitabını elinize aldığınızda içindeki müthiş hikayeyi okumadan önce Elena fernandez’in resimli sayfalarını karıştırarak bir göz atıyorsunuz okuyacağınız bu distopik kurgu romanını. Ayrıca kitabın kapağında ki yürüyen siyah insanın beyaz gölgesi yada yansıması ile düşüncelerin içine çekerek kitabı okumaya hazırlıyor sizi yazarımız.

Kitabın hikayesi öncelikle olayın geçeceği mekanın tasvirleri ve betimlemeleriyle başlıyor.
Güney Amerika kıtasında bulunan oldukça uzun, birden fazla ülkeler boyunca uzanan And dağlarının vahşi ve ıssız topraklarında insanlardan yoksun bir bölge , vadide geçen bu olaya tanık olmaya başlıyorsunuz. Zorlu ve tehlikeli boğazlar, buzlu geçitler aşıldıktan sonra ancak ulaşılabilecek zorlu bir bölge de olan Körler ülkesi diye tabir edilmiş bir yer vardır. Zamanın bir döneminde İspanya zulmünden kaçarak buraya sığınan bir grup insanlar burada yaşamlarına devam etmeye başlamışlar. Fakat burada ilginç bir körlük hastalığı ile karşılaşıyorlar. Burada doğan, burada dünyaya gelen insanlar bu hastalıkla başlıyorlar hayatlarına. Sebebi bilinmeyen körlük belası hastalığı bölgenin durumundan mı kaynaklanıyor yada inançları yüzünden mi bu konuda ortada belirsiz düşünceler dolaşıyor. Bu hastalıkla uğraşan, sebeplerini ve çözümünü arayan insanlardan birisi bunun için bu ülkeden diğer ülkelere zorlu yolculuğa çıkar fakat geri dönüşü olmayan bir yolculuktur bu. Bu kişinin bu hastalığa çözüm ararken anlattığı bu ülke ve sorun, diğer ülkelerde dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak bir söylenti olarak masalsı hikaye haline geliyor.
Günün birinde bu vadide 17 gün gibi bir süre boyunca karanlığa yol açan bir yanardağ patlamasının ardından başka ülkelere gitme şansları kaybolur ve diğer ülkelerle de bağlantıları koparak etkileşimleri kaybolur, ülkenin geçit yerlerdeki toprak parçalarının yıkıntısı ve tahribi üzerine oldukça zorlu (körler için), bir dağ yamacı oluşur. Volkan patlamasının üzerine oluşan heyelanlar, seller ve yıkıntılar ile kaşiflerin de bu ülkeye gelme şansı kaybolarak ulaşım kapıları kapanır. Bunun üzerine adada kendi başlarına çaresizce kalan az sayılı insanlar körlük hastalığıyla hayatlarını idame ettirmeye devam ederler. Nesiller boyunca bu insanlar, soylarını aynı hastalıkla sürdürürler.

BAHSETTİĞİM KISIM BURADAN

Ve günün birinde And dağlarında gezi yapan bir gruptan olan normal özellikte ki dış dünyadan olan Nunez, gezi sırasında kazaya uğrayarak dağlardan oldukça alçak yamaçlara düşer. Uyandığında bulunduğu yeri gözlemlemek ve tanımak üzere gezmesi üzerine gördüğü üzerine garip hareketli insanların , farklı özellikteki bu bölgenin ‘’Körler ülkesi’’ adlı söylentinin burası olduğunu anlar ve onların dünyasına dahil olarak iletişime geçerek kendisine çıkış yolu aramaya koyulur. Gözlemleri üzerine bu insanların görmenin ne olduğunu dahi bilmediklerini hatta bu kavramı duymadıklarını anlar zamanla. Gözlerinin körleşmesi gibi zihinlerinin de köreldiğini düşünür. Onları tanımaya devam eder, bu kör insanlar kendi dünyalarında gerekli olmayan her şeyi unutmuşlar, çoğu kavramı kaybetmişler ve yeni bilgilere, kendilerine aykırı gelmesinden dolayı inanmıyorlardı! Kendi düzenlerine göre düşünce ve konuşma kavramları belirlemişlerdi, kendi dünyalarını benimsemiş ve alıştıkları düzende yaşam koşullarını şekillendirmişlerdi. İnançlar ve gelenekleri sorgulayarak kendi düzenlerine uygun, kendilerine mantık derecesinde mümkün olan tanımlar koymuşlardı, kendi felsefe ve yaşam amaçlarını değiştirmişlerdi.
Fakat Nunez körler ülkesinde tek farklı kişi, tek gören kişiydi. Ve körler ülkesinde gören tek insanın kral olabileceğini düşünüyor onlara bunu ispatlamayı düşünüyordu. Nunez bu özelliklerinden dolayı onlara üstten bakıyor ve kendisini üstün görüyor yapacaklarını, hayatlarını değiştireceğini düşünüyordu.
Nunez mi körlerin hayatını değiştirecekti , yoksa Körler mi hayatlarını kendisine kabul ettirecekti? Bunun üzerine gelişen olaylarla ve mücadelelerle hikaye devam ediyor.

BURAYA KADAR

Buradaki geçen mücadele de anlatılan mesajı okurken düşünüyor ve görüyoruz ki ; Topluma doğruları , gerçekleri anlatan kurtarıcıların başarısızlıklarla karşılaşması , hitap ettiği kişilerin bunu anlamamaları , hazmetmeye yeterli bir zihinleri olmamalarından kaynaklanıyor çünkü yeni kavramlara olan inanç ve düşüncelerden yoksun olmaları bunu oluşturuyor. Farklılıklarımız; üstünlük hatta bir başarı bile olsa toplumun ilkelerine görüşlerine uymuyorsa onların hoş karşılanmayacağı hatta bundan bizi bile vazgeçirmek için faaliyet gösterecekleri mesaj olarak verilmek istenmiş. Topluma karşı kendi fikirlerimizi açıklama ve onlara anlatma durumunun zorluğunu hikaye ile geliştirerek okurlarına aktarmış yazarımız. İnsanların algısının neye göre belirlenip neye göre şekillendiğini göstermek istemiş.

Anlatmak istediği mesajı ustalıkla 60 sayfalık kitabın yarısında anlatmayı başarmakla kalmayıp bu mesajı kafama yerleştirmeyi gerçekleştirip , canlılığını her zaman koruyacağını düşünüyorum.
Bu kitabın 30 sayfasını okuyor fakat 300 sayfa kadar düşüncelerle buluyorsunuz kendinizi bitirdikten sonra.
60 sayfalık kitabın yarısı hikaye yazılı yarısı da resim baskılı sayfalardan oluşmakta. Sanırım okuduğum en kısa kitaplardan biriydi, bu kadar kısa kitapların Zweig'e has bir tarz olduğunu düşünürdüm bu kitapla karşılaşana kadar.

Kesinlikle tavsiye ederim, bu distopik romanı bir nefeste 1 saatte ama düşüne düşüne 1 gün bile sürmeden okuyabileceğiniz ve uzun süreli etkisinde kalabileceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ve eklemek isterim ki bu yazarın düşüncelerini keşfetmek, geleceği ve bugünü keşfetmek , anlamak olacağı için bundan mahrum kalmayın ve yazarla yeni tanışacak olanlara yada Wells’in henüz bu eserini okumamış olanlara mutlaka bu eserini okumalarını tavsiye ederim. Wells’in bilimkurgu alanında ki amacını da kısaca bahsedecek olursam gelecekte çılgın fikirler oluşturmak yerine toplumsal sorunların da mesajını vermeyi amaç ediniyor. Salt bilime değil aynı zamanda sosyal konuların üzerine de mesajlar vermek istiyor.

Şunu da eklemek isterim ki zaman makinesi eserinde ki gibi sonu biraz boşlukta, bağlanmamış durumda buldum fakat anlatılan hikaye o kadar başarılı ve etkileyici ki bunun sizi fazla üzmeyeceğini düşünüyorum.

Ayrıca ek olarak şunlara değinmek isterim;
Platonun mağara hikayesini bilenler yada duyanlar vardır ki ben de bir kısmını arkadaşımdan öğrendiğim kadarını açıklayacağım. Bir mağarada zincirlerle bağlanmış ve sabitlenmiş olan insanlar sırtları mağara girişine dönük bir bir haldeler iken dışarıdan yansıyan ışıkların mağara duvarında ki oluşturduğu gölgeleri gözlemleyip bunlarla birlikte hayatları üzerine fikir yürütürler. Bir süre sonra zincirlerden kurtulabilen bir kişi mağaranın kapısına kadar gelip , dünyanın farklı eylemlerinin somut , gerçek boyutlarını görerek fikirleri değişir bunun üzerine dönerek bunu zincirli haldeki arkadaşlarına anlatması üzerine onu kimisi deli kimisi ise yalancı olarak yaftalar ve şiddetle karşı çıkarak inanmazlar kendisine.

Ve birde Saramago'nun körlük kitabını okuyanlar da varsa bilirler ki, toplumda körlük hastalığına yakalanan herkesin aslında görmenin sadece gösterilen veya göz önünde bulunanın arkasında da farklı gerçekleri olduğunu , bunu düşünerek hissederek ve anlayarak görmenin önemine değinmiştir.

Körler ülkesi kitabının da bu hikayelere benzeyen noktaları olduğunu eklemek istedim. Verilmek istenen mesajın birbirine yakın olduğunu düşünüyorum.

''İlerlemeyi, bizi şikayet edenler borçluyuz. Memnun insanlar hiçbir değişiklik istemezler.'' Wells

Kitabın içinden beğenerek paylaştığım alıntılar bir arada buraya ekliyorum:
#29462707 - #29686266 - #29659878 - #29504183

Ayrıca Farklı Türleri Keşfet etkinliğinin de tarihini geçirmiş olsam da yine de etkinlik okurlarına sunarım bu kitabı.
Etkinliğin mimarı olan Necip Gerboğa'ya bu zengin etkinlikte farklı türleri keşfettiren yolculuğa bizleri çıkardığı için kendisine teşekkürlerimi iletirim, yolculuğumuzdan memnuniyet duyduğumu belirtirim.
İyi ve keyifli okumalar …

Bu uygulamayı ilk olarak 1 sene önce indirdikten bir süre sonra unuttuğum bir sebeple kaldırmıştım. Uzun bir süreden sonra yaklaşık iki hafta önce yeniden tam anlamıyla "kültürel ve edebî bir iştah, doyumsuzluk " uğruna yeniden indirdim. Kendim gibi insanlarla bir arada olmaktan çok büyük memnuniyet duyuyorum. Başka bir sosyal medya aracı ile yaptığım paylaşımları anlayan, onların tadına varabilen, bunun bir lüzum olduğunu hisseden pek az insan olduğu için hevesim hayli kaçmıştı. Şimdi iyi ki buradayım ve siz de iyi ki varsınız güzel insanlar... Bunu sizlerle de paylaşmayı çok çok istedim. Saygılar, sevgiler...