Bir yandan refah eğilimi sürekli artarken hükümet de giderek tüm refah kaynaklarını ele geçirir. Dolayısıyla insanlar iki farklı yoldan köleliğe doğru ilerlerler. Kendi rahatlarına düşkün olmaları onları hükümet işlerine bulaşmaktan alıkoyarken refaha düşkünlükleri de onları yönetenlere giderek daha bağımlı kılar.
Demokratik halkları en ufak imtiyazlara karşı harekete geçiren bu dinmek bilmez ve giderek de alevlenen nefret, garip şekilde tüm siyasi hakların tedricen devletin tek temsilcisinin elinde toplanmasına uygun bir ortam yaratır.
Aslında eşitlik iki eğilim üretir: Biri insanları doğrudan bağımsızlığa yöneltir ve bir anda anarşiye dek sürükleyebilirken diğeri daha uzun, daha gizli ama daha kesin bir yoldan köleliğe taşır.