60, 70, 80 darbeleri ve 1997 2007 muhtira'larında hep yönetim degisikligi yasandi.. Bahsi gecen koltugun gormedigi bir kalca kalmadı diyebilirim (kibar tabirle)
Bu yuzden gunumuzde ki saygideger buyuklerimiz, o donemlerden ötürü degisik bir psikolojiye girmislerdir..
Yani ne olursa olsun kaderime razıyım psikolojisi diyebilirim.
Z kuşağı ise, bu olumsuzluklardan uzak ancak daha beterini yasadi ve yaşıyor.. (15 temmuz darbesi, dolardan oturu elektronik cihazlar satın alamama sorunları, eğitim vb.)
Suan bu ulkeyi yoneten siyasi sağ parti yüzünden, sağ sol belirginligi daha da artmis ve bu belirginlik yüzünden insanlar birbirine onyargiyla yaklaşıyor.
Yapilan senaryo secimlerinde ise ekonomi kotu etkilenmis, ve cogu ulke ile anlasmazliklara suruklendik. (yaptirimlar ve turklere olan genel onyargilar)
Egitim hep fiyaskoydu, fakat daha da fiyasko hale gelmis bulunmakta.
En Büyük sorun: TBMM
TBMM, Ulkenin kaderini belirlecek, 600+ den fazla insanin bulunduğu ve onemli kararlarin anayasa degisikliklerinin ve daha nicesinin uygulandigi "Türkiyenin Aklı" diyebileceğim resmi kurum..
Fakat deginmek isterim ki, burada kararlar degil kisisel cikarlarin ve tartismalarin cogunlukla oldugu, halki sadece bir kelime olarak kullanan, 50 kurusa tabak tabak servisler alan ve 25bin+ uzeri maas alarak konumlarini hakketmeyen cahil insanlarla doludur..
Peki ya parlamenter sistemden başkanliga geçiş? Bu sadece kendi çıkarını düşünen birisinin yapacagi birseyden ibarettir...
On acilisimla olayi daha iyi kavradiginizi dusunerek istedigim yonetim seklini sunuyorum;
1- Ulkeyi yonetecekler tek kisi degil, 5 kisi olmalıdır. Ve bu kisiler siyasi bir partinin elemani olmadan oy birligi ile karar vermelidir.
2- Universitelerde Dis ilişkiler, Siyaset Bilimi ve Kamu