Modern insan her yönden ve neredeyse kesintisiz olarak gürültünün -radyo, televizyon, manşetlet, reklamlar ve sinemanın- saldırısına uğruyor ve bunların büyük bir kısmı zihni aydınlatmak bir yana, köreltiyor ve boğuyor.
Toplumumuz yönetimsel bir bürokrasi, profesyonel politikacılar tarafından yönetiliyor; insanlar kitlesel telkinlerle motive ediliyor, amaçları daha fazla üretmek ve daha fazla tüketmek, kendi içlerinde amaçlar olarak.
İnanıyorum ki, eğer bir birey içinde yaşadığı toplumu aşma ve onun insan potansiyelinin gelişimini ne şekilde desteklediğini ya da engellediğini görme yolunda değilse, insanlığıyla yakın temasa geçemez.
Özgürlük, insanın taşıyamayacağı kadar ağır, kaçmaya çalıştığı bir yük haline gelebilir mi? Doğuştan gelen bir özgürlük arzusunun yanı sıra, belki de içgüdüsel bir boyun eğme arzusu da yok mudur?
Çoğu insan sevgi sorununu, kişinin sevme kapasitesinden ziyade, öncelikle sevilme sorunu olarak görür. Dolayısıyla onlar için sorun nasıl sevileceği, nasıl sevilebilir olunacağıdır.