Diyanetin Okur-Yazar projesi kapsamında Erol Erdoğan’ın N’apsak Bu Gençleri? kitabını okudum ve ardından yazarın sohbetine katıldım. Kitabımı da kendisinden hatıra kalacak şekilde imzalatma fırsatı buldum.
“Gençlerle ilgili ne düşünüyoruz? Sever miyiz gençleri? Bir gence seslenirken hangi kelimeyi kullanırız? Gençlere seslenirken onlara yönelik kullandığımız kelimeler ve cümleler hep aynı mıdır ya da duruma göre değişir mi? Mesela bir gence neden "çoluk çocuk" deriz veya neden bazı durumlarda "Ne olacak, işte ergen!.." diye sesimizi yükseltiriz? Gençler için sık sık kullanılan "zamane" kelimesinin altında ne tür anlamlar var? "Genç bir çocuk" derken hem genci hem çocuğu neden aynı cümlede kullanırız? Gençler kendi aralarında hangi kelimeleri kullanır? Öncü isimler, siyasetçiler, kanaat önderleri ve fikir adamları hayallerindeki gençliği idealize ederken ne tür kelimelere yoğunlaştılar? İlahi metinlerde gençler daha çok hangi kelime ile tanımlanmış? Gençlere yönelik kullandığımız ve onları tanımlama amacı olan kelimelerin kök anlamları nedir? Biz o kelimelere nasıl bir anlam ilave ediyoruz?
Gençler için atasözü gibi dilimize yerleşen kalıp cümleleri bilerek mi kullanıyoruz yoksa bir alışkanlığın eseri mi o cümleleri sıkça söyleyişimiz? Mesela "Gençler geleceğimizdir" derken sözümüze farkında olmadan kötü bir anlam yapışmış olabilir mi? "Gençler bilmez!" derken ne dediğimizden emin miyiz? Z kuşağı deyip dururken nasıl bir psikoloji oluşturuyoruz? Gençler gerçekten deist mi? Bizim derdimiz nedir? Gençlerimizi anlamak mı yoksa onlara anlatmak mı?”
(Giriş bölümünden alıntı)
Sanırım bu kitabın bende bıraktığı en net şey şu oldu: Belki de gençlerle aramızdaki mesafe, onların değişmesinden değil, bizim bakışımızdan kaynaklanıyor.