Mer Ve

Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir... Yüreğinin nasıl yandığını söyleyebilenin ateşi azdır. Acaba bu sözcüklerin çırası ateşi yatıştırıyor mu, yoksa onu daha da mı harlıyor?
Reklam
Kendimi hâlâ buraya demirli bir göçmen gibi hissettiğimi söylemiştim size, siz de, öylesine, laf arasında su cevabı vermiştiniz: Benim çapamsa gittikçe hafifliyor.
1989 yılında kırk beş yaşındaymıs, şimdi 'sadece' kırk beş derdim.
İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor sanki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri 'o öldü' demediği sürece hâlâ bir umut vardır.
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, herşey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Reklam