“Çok şanslıyım,” derdi. “Hâlâ tüm yetilerimi kusursuzca kullanabiliyorum .” Özenle korunan tüm o yetilerinin ne işe yaradığını merak ederdim, sonuçta onları o kadar az kullanmış ve hayatının sonunu öyle bir tembellikle geçirmeyi seçmişti ki, artık gurur duyabileceği tek şey, kendi dinmeyen hoşnutsuzluğuna ve can sıkıntısına katlanmaktaki sabrıydı.
Onun yanındayken insanı, her türlü duygusal kaçışta, hayatın insana vurabileceği darbeleri doğrudan karşılam ayı her reddedişte korkakça ve aşağılık bir yan olduğuna ikna edebilirdi hani, insana, artık hayattan beklediği tek şeyin bilincini korum ak olduğunu itiraf etm ekten korkmayışm da neredeyse insanüstü bir cesaret olduğunu O nun yanındayken insanı, her türlü duygusal kaçışta, hayatın insana vurabileceği darbeleri doğrudan karşılamayı her reddedişte korkakça ve aşağılık bir yan olduğuna ikna edebilirdi hani, insana, artık hayattan beklediği tek şeyin bilincini korum ak olduğunu itiraf etmekten korkmayışmda neredeyse insanüstü bir cesaret olduğunu düşündürebilirdi, bu ne kadar tatsız bir konu olsa da ve o bunu bilse de. Doğan her yeni günden tek isteği hâlâ m eydan okurcasına orada olacağım bilmekti; her şeye rağmen kendi kendine yarattığı yalnız, sevgisiz boşlukta
hayatta kalm ayı başardığını bilmekti. m en kendi kendine yarattığı yalnız, sevgisiz boşlukta
hayatta kalmayı başardığını bilmekti.
O nun devasa soğuk
villasında yaşarken; benim hasretini çektiğim , onunsa tiksindiği dünyadan ışık yılları kadar uzakta olduğum u hissediyordum. Çocukların boyalı teneke kovalardan çıkararak yaptığı, detaylı kuleleri olan kumdan kaleleri için hendekler kazdığı; Büyük Büyükanne Webster'ın her seferinde ürpererek “geziciler” diye bahsettiği insanların aşırı beyaz şehirli bedenleriyle bronzlaşm ak için zayıf güneşin altında uzandığı; üzerinde oyun salonu, Punch
ve Judy kukla gösterisi, Selam et O rdusu m üzik gruplan ve mayolu şişman kadınların kartpostallan olan iskelede yürürken pamuk helva ve elmaşekeri yediği, kalabalık Brighton plajı dünyasından.
Kış boyunca
Ve kısacık, serin, Kentish yazında -
inatla kaşlarını çatarak
büyüleyen, yakım görmeyen gözlerini
odaklamak için bir çocuğun soluk mavi smav defterine -
iki düzine... bir dönümlük zemini kaplayacak kadar,
tek bir paragrafken kocaman,
kıvrımlı, okunaklı elindeki, bütün bir defteri bitirdi...
[Day by Day kitabındaki "Runaway” şürinden]