Sufi bakış açısıyla bu isim insanda tecelli ettiğinde, kişi ilgi ve himmetini fâni olan şeylerden uzaklaştırıp baki olana yönlendirir. Gelip geçici haller onu kalıcı hedeflerinden uzaklaştırmaz, Olup bitenlere bakış açısı "Bu da geçer Ya Hu" anlayışıdır. İşlerin dönüp dolaşıp Bâkî olan Allah'ın huzuruna varacağını bildiğinden hayatını esaslı bir anlam üzerine inşa etmiştir, böyle olunca sarsılsa da yıkılmaz. Bizatihi fani olan, yani zatı gereği yok olmaya mahkûm olan bir dünya nimetini kaybetmek onu perişan etmez. "Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala buna aklınız ermeyecek mi?" (Kasas, 28/60)
İnsanın bedeni olmak üzere elindeki her şeyin muvakkaten verilmesine ilaveten mulkiyet hakkı ile değil, hesab verecek sekilde geçici kullanım hakkı ile verildiği şuuruna ermektir. Bu aydınlanmaya mazhar olanlar için dünyanın ve içindeki her şeyin anlamı değişir. Şeyler, zihninde yerli yerine oturur. Hiçbir şeye haddini aşan bir değer vermez. Kendisini malik, malını da kazanılmış hak zannetme vehmine kapılmaz.
Ayrıca bu ismin tecelli ettiği insanlar amellerinin ahiretteki sonuçlarına dikkat edecek bir takva bilincine ulaştıkları gibi dünyada yaptıkları işlerde de kalıcılığı gözetir, nesiller boyu hizmeti daim olacak eserler vermeye bakarlar. Hadislerde sadaka-i cariye (hayrı daim olan sadaka) denilen kalıcı hayırlara yönelirler. İnsanın ürettiği iş ve hizmetlerin böyle bir kalıcılığa ulaşması için yaptığı işi titiz bir sorumlulukla yapması ve kısa vadeli kişisel çıkarlar peşinde koşmadan yapılan işin nesiller boyu sürmesini sağlayacak kurumsallığı başarması gerekir. Bu açıdan bakınca insana ahirette de dünyada da kazandıran şeyin yüksek bir sorumluluk duygusu olduğunu görmemek imkânsızdır.