Ölüm,viyolonselcinin bu denli iyi çalmış olmasından dolayı gurur duyuyor.Kendini adeta aileden biri gibi,annesi,kız kardeşi ya da sevgilisi gibi hissediyor,eşi gibi hissetmiyor,çünkü bu adam hayatında hiç evlenmemiş.
Olaya tanrı açısından bakarsak görevinin gereği olarak aynı anda kainatın her yerinde olması gerekir,bu böyle olmasaydı,zaten kainatı yaratmış olmasının da bir anlamı kalmazdı,tanrının yalnızca küçücük ve adına dünya denilen bir gezegenle uğraştığını düşünmek gülünç olur.
Viyolonselci doğduğu andan itibaren genç yaşta ölmeye mahkumdu,görebileceği baharların sayısı kırk dokuzla sınırlıydı,oysa bu durumda,yüzsüzce elli yaşını doldurmuş,bunun ötesinde kadere,kısmete,talihe,burçlara ve alın yazısına,hasılı gayet insani bir duygu olan yaşama arzumuza meşry ve gayrimeşru tüm yöntemleri kullanarak ket vuran bütün unsurlara karşı çıkmıştı.Ölümün tüm itibarı sallanmıştı.