• 456 syf.
    ·26 günde·10/10
    İyi ki, Yaşar Kemal gibi, büyük bir yazarımız var. Ortadirek, üzerine tezler yazılmış bir kitap. Bitirdikten sonra bu kitabı inceleyecek yeterli donanıma sahip olmadığımı fark ettim. Benim incelemem, ancak denizde damla olur.
    Yaşar Kemal Çukurova'nın toprağını, doğasını, insanını, üslubunu öyle gerçekçi ve güzel tasvir etmiş ki, bu toprakları bilmeseniz bile artık aşina olursunuz.
    ---spoiler---
    Günümüzden o döneme bakınca, hala bazı şeyler değişmemiş dersiniz. "Menfaati için, yetkisini kullanan, halkın emeğini çalan, gerekirse cahil halkı kandırmak için dini kullanan bir yönetici...muhtar(!)
    Ah Ali ah... Çaresizliğine ve öfkesine rağmen annesini bırakmaması, merhametinden ve vefasından olan Ali...
    Yaşar Kemal; Koca Halil'i, Meryemce'si,
    Elif'i, muhtarıyla... bugüne ,bugünün insanına ne çok şey anlatmışsın...
  • Yolun üst başında, tek, kocaman, dalları kanat gibi açılmış, uçmağa hazırlanmış bir ulu kuşa benzer bir çam ağacı vardı. Çama sevgiyle baktı. Belki otuz yıl, aynı dal, aynı yapraklarla oradaydı ağaç. Ha uçtu ha uçacak.
    Kimbilir, belki de uçuyordur dedi Meryemce. Ağaçların da insanlar gibi tatlı canları var.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 171 - Tekin
  • 352 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    "Hayır ya bitmiş olamaz, bitmemeli bu kitap!!!" diye bitirdiğime üzülerek kapağını kapattığım "Dağın Öte Yüzü" serisinin son ve üçüncü kitabı Ölmez Otu. Hiç ayrılmak istemedim ben Memidik'ten, Taşbaşoğlu'ndan, Uzunca Ali'den, Koca Halil'den, Meryemce'den. Onlarla yaşıyorum kaç gündür. Onlarla pamuk topluyorum, ellerim onlarla acıyor, belim onlarla ağrıyor, onlarla bulgur pilavının tadını alıyorum, onlarla uyuyor onlarla kalkıyor, onlarla birlikte acı çekiyorum. En önemlisi onlarla birlikte Muhtar Sefer'e kızıyor, içimden saydırıyorum...Kitap bitince de terk edilmişlik duygusuyla başbaşa kalıyorum...
    İnsan psikolojisi bu kadar mı güzel anlatılır? Evet ancak Yaşar Kemal tarafından bu kadar güzel anlatılır. Tüm kahramanları yaşayarak okuyorsunuz. Kelimeleri, cümleleri içinize çekiyorsunuz resmen. İçinizde duyuyorsunuz tüm kelimeleri... Yazarın anlatımına aşık olmak bu olsa gerek..
    Kitabı okurken her an "İYİ Kİ HAYATIMIZA GİRMİŞSİN YAŞAR KEMAL!!!" diye haykırdım içimden.
    Okumalara doyamadığım yazar... İyi ki yazmışsın...
  • 364 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10
    çukurova'ya inip o yılın pamuğunu toplamak...bölgedeki köylüler için asıl geçim kaynağı. bir de pamuk bolsa işte o zaman gör. hepsinin hayalleri vardır oradan gelecek olan parayla. kimi iyi bir binek satın almak ister, kimi iyi ve gösterişli giyitler, kimi çoluğunun çocuğunun karnını doyurmak, üstünü başını giydirmek ister. tabi ki daha öncesinde adil efendi'ye olan borçlarını ödemek kaydıyla. yoksa adil efendi napar adama? rezil rüsvay eder köyün ortasında. ne var ne yoksa alır elinden! 
    koca halil'in elinde döngele ile görülmesi demek çukura inilme vakti geldi demektir. kocamıştır ama pamuğun vaktini ondan iyi bilen de yoktur. saat şaşar koca halil şaşmaz pamuğun vaktini. ama işte o kocalık batsın. kapıya konacak mal değil ki!
    köylü yükünü aldığı gibi düşer çukur yoluna. genci,yaşlısı, çocuğu,hastası,kadını, erkeği hepsi.. köyde bir allah'ın kulu kalmaz. 

    işte benim tahminimce 1950-1960 yılları arasında bir yıldayız o vakit. uzunca ali merhameti yüzünden başına neler geleceğini ne bilsin ? bilse bindirir miydi o uğursuz, meymenetsiz, yılan gözlü koca halil bunağını gösterişli küheylanına? adı batasıca! 
    meryemce'de de bir inat var ki sorma! koca yolu kah uzunca ali'nin sırtına binerek, kah değneğine sarılıp tökezleye tökezleye gitmeye çalışır. çukura,pamuğa yetişmeye çalışan ali'nin ayağına bağ olur tabiri caizse. 

    hayatımda ilk defa okudum yaşar kemal'i ve hayran kaldım diline,üslubuna. kemal tahir'in diline de benzettim biraz. ama kemal tahir'in kullandığı dilin biraz daha dozu arttırılmış hali diyebilirim. karakterlerin konuşmaları, isimleri, lakapları, fikirleri o kadar gerçekçi ki sanki gerçek hayattan alınmış hepsi. sanırsın kanlı canlı vücutları var hepsinin. köy kültürü o kadar noksansız ve müthiş yansıtılmış ki... ne kadar övsem azdır bu konuda. insanların olaylar karşısında takındıkları tavır,verdikleri tepki köy insanının doğallığı ve sadeliği ile örtüşmüş.duygular,insan psikolojisi okuyucuya çok iyi aktarılmış.köylü ile beraber pamuğa inerken, dere kenarındaki yarpuz,çam kokuları benim de içimi ferahlattı. elif'in pişirdiği bulguru ben de yedim kırmızı soğanla. benim de ayağımın derisi kıpkırmızı kesildi uzunca ali'ninki gibi. süleymanlı'nın yokuşunu çıkarken tere battım, bittim tükendim sanki sırtımda meryemce varmış gibi. 

    kitapta birçok mesele üzerinde de duruluyor, birçok mesaj veriliyor. deli bekir deyyusuyla el ele vererek köy halkına musallat olan, azıcık rüşvete koca köyünü satan, ağalarla bir olup köylünün kanını sülük gibi emen muhtar sefer ağa'nın otoriteye karşı gelen köylülerin kimini tehdit ederek, kiminin de zaaflarından faydalanarak onları hizaya getirmesi, köylünün cehaleti, devletin köylüyü sahipsiz bırakması,köy halkının hurafe inançları... 
    hele o hurafe inançlara o kadar çok rastladım ki, ağaca çaput bağlamalar, ağaçtan dilek dilemeler, ağaç için kurban kesmeler, allah'a kaş,göz gibi organlar isnat edilmesi ve çeşitli şirkler, köy yerinde alışılagelmiş ahlaksızlıklar,kadına karşı hoş olmayan muameleler...
    ayrıca köy insanının hedeflerinin, hayattaki amaçlarının o kadar basit ve sığ şeyler olduğunu görüyoruz ki, gerçi bu çok normal. çünkü dönemin ekonomik,siyasi şartları, üretim kapasitesi ancak bu kadarına müsade ediyordu. üstüne üstlük bir de köy yeri.
    yaşar kemal köylünün diline de çok hakimmiş, yerel dili yerinde ve abartısız kullanmış. anlatım çok akıcı. insan okurken hiç sıkılmıyor doğrusu. kitaptaki bazı kelimeleri ben de günlük hayatımda kullanır oldum. mesela "buy-mak", "çıvdır-mak" gibi...

    ben yaşar kemal'e hayran kaldım. böyle dünya çapında tanınan büyük bir yazara sahip olduğumuz için de gurur duydum. yazarın diğer eserlerini de okunacaklar listeme dahil ettim. ama önce söz sırasını yusuf atılgan'a verelim...
  • 364 syf.
    ·24 günde·Beğendi·10/10
    Torosların arka yanındaki bir köyün insanlarının, pamuk tarlalarında ırgatlık yapmak için, Çukurova?ya doğru yola koyuluşlarını, tabiatla dövüşe dövüşe Çukurova?ya varışlarını anlatır Ortadirek. Destansı bir hava içinde. Bu havaya uygun bir Türkçe ile. Aklınıza uzaktan uzağa eski bir büyük destanı getirerek. Ve Meryemce?nin bir zafer narasını hatırlatan sözleriyle biter: İndik ya! Geldik ya!
    Bugüne kadar okuduğum en mükemmel Türk romanlarından biri Ortadirek. Hiçbir romanımızda, belirli şartlar içinde yaşayan, belirli bir tarihsel ve sosyal zamanın ?Türk insanı?nın böylesine somut, böylesine derinliğine; tabiatın böylesine zengin, canlı, kıpır kıpır verildiğini hatırlamıyorum. Değişik olaylar ve kişiler karşısındaki tepkileriyle ve ana-oğul, gelin-kaynana, karı-koca ilişkileri içinde durmadan netleşen, ayrıntılarla beslenip ete kemiğe bürünerek ortaya çıkan üç insan (Meryemce, Ali ve Elif), bütün karmaşıklıklarıyla, bütün canlılıklarıyla, bütün sahihlikleriyle, ilkel tarımsal üretim düzeyindeki Türk köylüsünü unutulmayacak bir biçimde somutlaştırmaktadır.
  • Bazılarınızın kalpleri o kadar kötü ki.. üzerinize giydiğiniz hiç bir marka, içinizdeki şeytani örtmeye yetmiyor..Bi zahmet GEBERİN
    #Meryemce