“N’oldu Zeze?”
“Hiç. Şarkı söylüyordum.”
“Şarkı mı?”
“Evet.”
“ Demek ki kulaklarım sağır olmuş.”
Acaba insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor olabilir miydi ? Sesimi çıkarmadım bilmiyorsa benden öğrenecek değildi.
''Daha anlatsana ” dedim.
“Hoşuna mı gitti ?”
“Hem de çok. Seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre boyunca hiç durmadan laflamak isterdim.''
“Benzinimiz yeter mi ki?”
“Yalancıktan doldurursak yeter.''
"Sen kötü kalplisin, Bebek İsa. Ben senin bu kez Tanrı olarak doğacağını zannederken yapılacak şey mi bu? Neden öbür çocukları sevdiğin gibi beni de sevmiyorsun? Çok uslu durdum. Bir daha hiç kavga etmedim, derslerime çalıştım, küfretmeyi bıraktım. Kıç bile demedim. Neden bana böyle davranıyorsun, Bebek İsa? Şeker portakalımı kesecekler, ama bunun için bile yaygara çıkarmadım. Sadece birazcık ağladım... Şimdiyse ... Şimdiyse..."
Gözyaşlarım yine sel olup aktı.
"Portuga'mı geri istiyorum, Bebek İsa. Portuga'mı bana geri vermelisin... "
"Portuga, suratıma bak. Suratıma değil, burnuma. Evdekilerin söylediğine göre benimkine burun değil hayvan burnu denirmiş, çünkü ben insan değil hayvanmışım, pis bir Pinagé yerlisiymişim, şeytanın evladıymışım."