Kar Lalesi
Kar lalesi bir tek kendi toprağında yaşarmış toprağından koparıldığında güzelliğini tazeliğini yitirirmiş. İstediği kadar ihtiyacı olan toprak su güneş verilsin ama kendi toprağındaki gibi güzel yapraklara sahip olamazmış.
Ana da evladının toprağıdır. Anadan koparılan yavrular yeşeremez, tam büyüyemez, ruhu yara alır, iyileşmesi çok zor hatta imkânsıza yakın olur, kendini hiçbir zaman tam hissetmez, içinde kimsenin görmediği, görmelerine de izin vermediği koca bir kara delikle yaşar, anasından ayrı düşen ana kuzuları.
Gecen gün tesadüfen bir fotoğraf geçti elime. Sardığım zannettiğim, iyileştirdiğim zannettiğim, kabuk bağladıklarını zannettiğim yaralarım bir el dokunuşuyla kanamaya başladı.
Ne kadar güzel gülüyorum fotoğrafta hatta kahkaha atıyorum. Ellerimi annemin omuzlarına koymuşum, başıma geleceklerden bir haber. Annem fotoğrafta çok güzel çıkmış ama ciddi bakıyor sanki bizi bırakma kararını vermişte ailecek son bir fotoğraf çektiriyormuş gibi. Abimle beni arkalarına atmışlar, yeni bebeğine sarılmış annem bizden vazgeçmiş.
Fotoğrafa baktıkça kırgınlık hissi ağır basıyor, öfke, değersizlik, terk edilmişlik duygusu aklım almıyor bu tatlı, bu masum Dağ Lalelerine nasıl kıyıp topraklarından çekip kopardıklarını? Bu nasıl bir çaresizlik? Nasıl bir vicdan? Bu sorduğum soruların cevabini aslında biliyorum. Bu ayrılık hikayesini annemin ağzından defalarca duydum. Kendince binlerce mantıklı açıklaması da vardı. Ne acılar çektiğini, aslında kısa bir süreliğine bıraktığını ama işlerin planladıkları gibi gitmediğini…… Bunları bilmem hiçbir şeyi değiştirmiyor ki. Ömür boyu vücuda iz bırakan yara gibi ruhum yaralı işte, bir dokunuşta kanıyor, içimdeki sesler hortluyor ve her şey sil baştan oluyor.
Saçlarım ne kadar da uzun dokunuyorum fotoğrafa ellerim saçıma