Geçmiş denen bir şey vardır ya, onun yüzyıllardan beri geçmeyen bir yanı da var ki ikide bir karşılaşmaktan veya geri tepmesinden bir türlü tam kurtuluşa eremiyoruz.
Devrimci C.H.P.nin başında bulunduğu koalisyon, lâyisizm ve eğitim birliği davalarında tam Oportünistçe (fırsatçı) davranmıştır. Atatürk'e de, Atatürkçülüğe de en büyük kötülüğün ondan geldiği inancındayım.
Bir aralık Cumhurbaşkanına veto ve fesih hakları verilmek meselesi çıktı. Herhangi bir krize karşı Atatürk bu iki hakla silahlanması gerektiği inancında idi. Mecliste tartışmalar günlerce sürüp gitti. Veto ve fesih haklarına karşı koyanlardan ikisi, Şükrü Saraçoğlu ve Mahmut Esat Bozkurt'tu. Bir akşam Atatürk: "Çağırınız onları buraya!" dedi. Geldiler. Sabaha kadar kendileri ile tartıştı. Ve sabahleyin veto ve fesih haklarından vazgeçti. Ama hiç bir kırgınlığı kalmadığı sonradan ikisini de Bakan yapmasından kolayca anlaşılabilir. Bu davranış diktatörce değildi.
Millet bütün dünya işlerinde ne şeriat ne de herhangi bir ideolojinin baskısı altında olmıyarak, yalnız günün şartları içinde kendisi için en yararlıyı düşünerek karar verir: "Öz Atatürkçülük" budur.