Bundan on beş yıl kadar önce yaklaşık yirmi yıl, babamla birlikte küçük bir esnaflık yapmıştık. Yaşadığımız yer, ilçeye yakın ama kendi içinde canlı bir mahalleydi. Babamın girişimci ruhu, çevremize o zamanlar pek alışık olunmayan bir kolaylık getirmişti. Mahallemizle birlikte ilçeden ve yakın mahallelerden de beklediğimizden çok fazla insanla tanıştık o süreçte.
Benim için bu deneyim sadece bir iş değildi. Babam hiçbir zaman beni yük paylaşmak için yanında tutmadı; bana sorumluluk vermek, hayatı farklı bir yerden tanımamı sağlamak istedi. Bunu hep hissettirdi. Bu yüzden çoğu zaman kendi isteğimle o sürecin içinde oldum. Hatta zaman zaman işin yönetimini bile bilinçli şekilde bana bıraktığı olurdu.
O yıllarda fark etmeden bir şey daha öğrendim: insanları gözlemlemeyi. Kimine yakın hissettim, kimine mesafeli durdum. Karakterleri ayırt etmeyi erken yaşta öğrendim belki de.
Yıllar sonra, evlendikten ve yine aynı mahallede yaşamaya karar verdikten sonra, geçmişte sadece gözlemlediğim bazı şeyler içimde daha belirgin hale gelmeye başladı. İnsan, kendi hayatını kurarken birçok şeyi tolere edebiliyor. Ama ebeveyn olunca, aynı genişliği korumak her zaman mümkün olmuyor.
Çocuğumuzun eğitim hayatının kritik bir döneminde, uzun yıllardır çocuğumuz için bağ kurduğumuz bir aileyle ciddi bir gerilim yaşadık. Ebeveynliğe bakışımız çok farklıydı. Ben, her iletişimde incitmeden bildiklerimi paylaşmaya, doğru bulduklarımı da almaya çalıştım. Farklılıkların doğal olduğunu fısıldadım her zaman kendime.
Ama bazı durumlar vardı ki artık sadece farklılık olarak kalmıyordu. Görmezden gelinen şeyler, başka çocuklara zarar verecek noktaya gelmişti.
Bu süreçte okulun da sessiz kaldığı anlara şahit oldum. Yaşananlar karşısında okulda sesimi yükselttim. Her ne olursa olsun, karşıdaki bir