Gospodinov’un bu romanı bende sanki çok eski, tozlu bir albüme bakıyormuşum hissi uyandırdı. Sayfaları çevirdikçe sadece bir bahçıvanın hikayesini değil, kendi geçmişimin, çocukluğumun ve o hiç geçmeyecekmiş gibi duran çocukluk hüzünlerimin izini sürdüm. Yazarın o incelikli dili sayesinde ölümün soğuk yüzünü değil, bir bahçedeki çiçeğin solması kadar doğal ve kaçınılmaz olan o huzurlu sessizliği hissettim.
Kitabı okurken hayatın büyük olaylardan değil, küçük detaylardan, biriktirilen anılardan ve toprağa verilen emekten ibaret olduğunu bir kez daha anladım. Beni en çok sarsan şey, hatıraların aslında ne kadar kırılgan olduğu gerçeğiydi; bir insanın gidişiyle koca bir dünyanın nasıl sessizliğe gömüldüğünü iliklerime kadar hissettim. Birde yaşadıklarınız benziyorsa
Bazı hikayeler biter ama etkisi kalbin bir köşesinde hep taze kalır ya, işte Bahçıvan ve Ölüm benim için öyle bir yolculuk oldu.