minik serçe

minik serçe
@minikserce_
İNSAN!
Bana göre insan bir bedene bürünmüş o ruhsuz varlık değildir. Ruhlara hitap eden muazzam bir varlıktır. Ruhu aç olan yada aşırı doymuş bir ruh değil. Ruhunu doyurmasını bilen. Sevmeyi, sevilmeyi bilen. Bir insanın önce dışına bakılmamalıdır. Kendi düşüncem bir insanın ruhu sana ev olabiliyorsa sen bulmuşsundur. Etrafımda çok görmüşlüğüm var " ay bu çok çirkin"," ya şuna baksana ne ayaklara girmiş sanki prens" vs. Ne yani tip mi seni bir insana bağlayan? Ya hani ne desem bilemedim. Git en yakışıklı, en zengin insanla evlen. Hadi yap bunu! Sonra bakalım mutlu musun? Ruhu var mıdır onun? Sevebilir mi özendiğin sevgiler? O an anlarsın çirkinlik veya yakışıklılık sadece bir kalıp. İnsan önce ruha bakmalı azizim ruha... Müzik, kitap, doğa ve ruh. Kendini bulabileceğin nice ortamdan daha iyisi. Kendini seviyorsun ve seni seven bir sürü şey... Sevmemeli bir insan kitap sevmeyen, müzik sevmeyen, doğayı sevmeyen en kötüsü ruhuna dokunamayan birini.. ... Ben sadece yazmak istedim ve bunlar benim düşüncem. Yanlışım varsa affola. İyi geceler, iyi umutlar dilerim 2026'nın ilk gününden. 🤎🎻☕️
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir yerde okumuştum ve beni etkilemişti;
Hoşçakal ve hoş geldin aynıymış. Birine veda ederken yeni birine hayatında yer açarmışsın.
Sadece yazmak istiyorum.
Nerden nasıl başlanır bilmiyorum. Doğumdan başlar hayat veya daha anne karnında küçük bir çekirdekken başlar. Ama ben hayatımın nerden başladığını bilmiyorum. Kaybetmişim pusulamı... Öyle bir pusula var mıydı? Nerde kaybettim? Soru sormak ne fayda kaybettin bir kere bulamazsın. Sanıkların toplanmış olduğu kainat toplantısında suçlu bulundum. Pusulayı kaybeden bendim, ama ben suçlu değildim öyle saniyordum işte. Sonra karanlığa mahkum edilmişçesine kısa bir ölüm çektim. Sanma yargılanan ben oldum; tanıklar vardı. Beni savunmasını beklemediğim insanoğlu şaşırtmadı. Ben suçlu değildim ama ben kaybetmiştim. Pekala! Kaybettik. Bizden geriye ne kaldı? Harfler, sözcükler, kelimeler belki de yarım kalan bir kahve... İçmeyi bıraktım, uzun süre oldu görüşmeyeli. İyi misin?
Bilmem belki de yalnızız herkes varken¿
Bir mektup yazarken karşımızdakine yazarız, bir konuşma yaparken gidecegi yeri biliriz mesela veya bir şarkı söylerken gözüne baktığımız değil midir onca şeyi yaşadığımız. Geçen yıllar, giden insanlar, yok olan saatler... Peki bizi biz yapan şeyler tükendi mi ya da biz mi tükettik? Neden hep cevapsız sorular var? Neden biz kendimiz olamıyoruz? Her neyse cevapsız kalan sorularda bazen sıkıcı olabiliyor ya da can yakıcı. Kimimiz bir umut bekliyoruz; neyi? Gelecekteki mutlu hatta musmutlu günleri. Gelecek mi peki? Bence hayır. Şöyle bir kurgu kuralım ben ve siz günler aylarca birbirimizi kırıyoruz ya da mutlu ediyoruz sonra biseyler ters gidiyor ve ben sizin canınızı yakıyorum, acıtıyorum. Hiç beklemediğiniz bir insan çıkıyorum. Siz acı çekiyorsunuz bense mutlu yaşıyorum. Sonra siz mutlu yaşıyorsunuz ben ise acı. Acı kaç günlüktür? Yaşıyorsunuz unutuna dek. Unutuyorsunuz hatirlayana dek. Bir koku geliyor veya bir ses veya bir şarkının melodisi. " Aa bu bizim şarkımızdı" diyip ümitsizlik ve dalıp dalıp gitmeler başlıyor. Peki uzatmayalım insanoğlu bu çok yazılan şeylerden nefret eder. Sizi acıtan aslında o insan değil arkadaşım; seni acıtan verdiğin değer, harcadığın günler, mutlu olsun diye içini kemiren dusunceler insan kendine ağlarmış azizim. En çok da kendine. Pekala kaybettik! Yeniden başlayalım mı?
İnsan öyle boş bir eve ait hisseder mi?..