Miran

Miran
@miranagit
Serbest
6 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Amed’de Son Demler
Kara taşında yankılanır dengbêj sesi, Sokakları hüzün kokar, caddeleri direniş. Surlarına sinmiş mazlumun ahı, Her köşesinde hasret, her taşında sızı. Dicle’den yükselir serin bir yel, Kadim hanlarda tüter zamanın kokusu. Gözlerimden boşalan gurbet seliyle, Son demlerim akar Amed sokaklarına. open.spotify.com/track/4JRHYvSbF...
Bu şehir derken İzmir'den mi bahsediyorsunuz, Amed'den mı?
Önceki 2 yanıtı göster
@Ruhu_M Teşekkür ediyorum hocam. Hayırlı geceler diliyorum. Allah'a emanetsiniz...
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Benim fikrimce
İnsanların elde etme duygusu bana hep garip gelmiştir. Bir şeyi isterken gözlerinde parlayan arzu, ona ulaşınca hızla sönüyor. Sanki bütün değer, bütün anlam sadece elde etme anında saklıymış gibi… O an geçtikten sonra, aynı şey birden sıradanlaşıyor, heyecanını yitiriyor. İnsan önce ulaşmak için yanıp tutuşuyor, sonra da sahip olduklarını gözünde küçültüyor. Ve ilginç olan, bu döngü çoğu zaman fark edilmeden tekrarlanıyor; her yeni arzu, bir öncekini gölgede bırakıyor. Belki de insanın aradığı aslında sahip olmak değil, peşinden koşmanın kendisi; o his, o heyecan, o hızlı parlayan ışık… Elde etmenin kendisi ise bana hep büyük bir yanılsama gibi geliyor. Ve bazen düşünüyorum, belki de tüm bu arayış, insanın kendi boşluklarını doldurma çabası. Hiçbir şey tam olarak tatmin etmiyor, ama yine de insan duramıyor; istiyor, peşinden koşuyor, ulaşınca bir an için tatmin oluyor, sonra her şey eski hâline dönüyor. Bu döngü hem yorucu hem de tuhaf bir biçimde büyüleyici H.
Ne aradığını bilmeyen insan sorunsalı bu, ve maalesef salgın bir hastalık, dinsel planda bir Epidemi, genel planda ise bir Pandemiye dönüşmüş durumda. En çok tezahür ettiği konu ise insanlığın adına 'aşk' dediği, ama özünde uçkur telaşından müteşekkil bir arayış. Kişi neden yaratıldığını, kim olduğunu, kendisine verilenlerin neden verildiğini unutmak isteyince, unutunca kaybolur. Ve o çaba aslında bir arayıştır. Zira unutmak istediği şey aslında haritasıdır. Kendisini oraya buraya savuran, yerinde tutmayan, haz peşinde koşturan şey ise aslında yaratıcısının verdiği bir pusuladır. Kişi pusulayı çok yanlış işlerde kullanmaktadır. Çaresi ise aslında çok basittir ama ağır gelir, her kes yapamaz. "Kalpler ancak Allah'ı zikrederek tatmin olur"
Filistin...
“Dünyada bazı insanların nasıl acı çektiğini hayal bile edemezsin ve eğer hiç kimse bunu görmezse…”
Sayfa 109 - Pegasus Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Evet çok derin acılar yaşanıyor Filistin'de. Ama sadece orası mı? Aslında Filistin konusundaki hassasiyetimiz biraz da zulmün kimden geldiği ile alâkalı. Burnumuzun dibinde, belki yüzyıllardır süregelen acıları zulümleri aynı hassasiyetle algılayamıyoruz.
Önceki 2 yanıtı göster
Pınar Kaya
Pınar Kaya
Aslında oradaki 'AMA' içinde çok büyük isyan barındıran bir isyandır, bir kabullenemeyiştir. Açlıktan kıvranan, hatta açlıktan ölen çocukları, bombalanan hastaneleri, öldürülen, sakat bırakılan masumları görüp yanmayan bir yürek taşlaşmıştır. Aynı hassasiyeti önce ama en önce kendi coğrafyamızda birlikte yaşadığımız insanlara karşı da gösterebiliyor muyuz? Yoksa onlar şucu bunlar şucu deyip susturmaya mı çalışıyoruz kararmış vicdanlarımızı? Daha da beteri; içimizde yaşanan bunca acıyı görmezden mi geliyoruz? Lafım size değil, bilakis bütün İslam âlemine; Hangi Müslüman devlet İspanya'nın yapabildiğini yapıyor? Hangi müslüman ülke Norveç veya İsveç toplumu kadar bu konu için kamu baskısı yapıyor? Biz ne yapıyoruz? Klavye şövalyeliğinden başka ne yapıyoruz?
Ufak bir hatırlatma
Hayatınızı bir saniye bile yaşamamış insanların sözlerinin esiri olmayın .Sizin ne hissettiğinizi asla bilemezler; sadece kendi dar pencerelerinden bakarlar. Onları umursamadığınızda özgürlüğün tadını gerçekten hissedersiniz. Kendinizi başkalarının gölgesinde kaybetmeyin. H.
👏🏼👏🏼👏🏼
Sevgi neydi ?
Sevgi neydi? Bence de sevgi, emekti. Sadece “seni seviyorum” demekle olmuyordu; gerçek sevgi, yanında olabilmek, küçük şeyleri fark etmek ve önemsemek, karşındakini anlamak için çaba göstermekti. Sevgi, kırıldığında bile vazgeçmemek, zor zamanlarda sabretmek ve her gün yeniden birlikte olmayı seçmekti. Selvi Boylum Al Yazmalım’da da dediği gibi, sevgi öyle büyük sözlerde, gösterişli jestlerde gizli değildi. Asıl sevgi, her gün sessizce yapılan fedakârlıklarda, gözle görülmeyen çabalarda, kalpten kalbe uzanan bir bağlılıkta saklıydı. Birinin mutlu olması için verdiğin küçük emekler, birlikte geçirilen sessiz anlar, göz göze bakışlarda paylaşılan anlayış… İşte sevgi, bunların toplamıydı.Eskiden hep merak ederdim, Asya neden İlyas’a geri dönmedi diye. Hatta bazen kendi kendime sorardım: “Sevgi yetmez mi ki?” Ama şimdi çok iyi anlıyorum. Bazen sevmek tek başına yetmiyormuş; gerçek sevgi, emek, sabır, güven ve sorumlulukla birlikte oluyormuş. Selvi de bunu düşündü ve en doğru kararı verdi. Bu yüzden sevgiye rağmen Cemşit’i seçti; çünkü bazen kalbin değil, hayatın ve insanın sorumlulukları karar veriyor. Film bana gösterdi ki, aşk sadece hissetmek değil, aynı zamanda olgunluk ve emek gerektiren bir yolculukmuş. H.
Hocam çok güzel bir konuyu çok güzel bir şekilde anlatmışsınız. Selvi Boylum Al Yazmalım'dan verdiğiniz örnek te çok yerinde olmuş. Zira o filmi bu kadar yücelten de bence Cemşid'in tercih edilmesidir. O son sahne öyle olmasaydı benim nazarımda film çöp olurdu. Aynı şey elimize aldığımız kitaplar için de geçerlidir. inanın 250 sayfalık kitabı büyük bir hevesle okuyup son sayfasında yazarına k*frettiğim birkaç kitap okumuştum. O kitapları kimseye önermiyorum. Insanlar okumasın diye burada adlarını bile yazmadım. Hocam yazdıklarınıza tek itirazım; "Aşk sadece hissetmek değil, aynı zamanda olgunluk ve emek gerektiren bir yolculukmuş" cümlenizdeki ‘Aşk’'a. Yazının başında Sevgi anlatılıp son cümlede Aşk'tan bahsedince Aşk ile Sevginin aynı şey olduğu anlamı çıkıyor. Kesinlikle birbirinden çok farklı duygular bunlar.
Evet haklısınız son kısım konusunda teşekkür ederim