“gözlerinin değdiği her şeyi kendine katıyordu, içine alıyordu ama bu içine alma ritmi, yutma şeklinde değil, soluma şeklindeydi. hiçbir şeye karşı durmuyor, dokunmuyordu. hiçbir şeyi itip kakmıyordu, her şey olduğu gibi, yaydığı kendine özgü havayı koruyarak, değişmezliği içinde kalıyordu. o, bunları koruyabilmek için her türden şeyi kendi içine katıyor gibiydi”
yorgunluğun yeri, “yalnızca bitkin bir şekilde kaldırdığı ağırlığı bırakan bir elde değil, bıraktığı şeye, bırakmış olsa bile sımsıkı sarılan bir elde gerçekleşir”