Elini arkama doğru uzattığının pek farkında değildim.
Beau'nun varlığının ya da yüzündeki bilmiş gülümsemenin pek farkında değildim.
Pek farkında değildim çünkü Stanley Kupası galibiyeti kutlamasının ortasında, üstündeki kaleci ekipmanlarıyla çocukluk aşkım önümde tek dizinin üstüne çöküyordu.
Elinde küçük bir kadife kutuyla.
"Ne hoşuma gitmiyor, biliyor musun?"
Gözlerime diktiği gözleri öylesine net, öylesine parlak, öylesine pişmanlık barındırmayan bir şekilde neşeliydi ki. Kafam hala karışıktı, hala şu an olup biteni anlamakta zorluk yaşıyordum, ama aslında gayet açıktı.
"Ne?" diye fısıldadım, beni duymayacağını düşünüyordum ama duydu.
Çünkü, "Soyadın, Sunny," diye karşılık verdi. "Soyadın gerçekten hoşuma gitmiyor."
Bunun üzerine küçük kutuyu açarak bana bir yüzük gösterdi. Beğendiğim bir yüzük. Başka bir adamın verdiği bir nişan yüzüğü takarken, onun SUV'unun yan koltuğunda berbat bira içerken ona bahsettiğim yüzük.
Mordu, oval kesim safirdi ve yatay olarak sarı altının içine yerleştirilmişti. Bütün kenarları çevriliydi. Alışılmadık bir şeydi. Eşsizdi. Türünün tek örneğiydi.
Aylar önce ona tarif ettiğim yüzüğün birebir aynısıydı.
"Sloane Gervais kulağa doğru geliyor, ne dersin?" Başını yana eğdi, nemli saçları alnına dökülüyordu. Çok çocuksu, tamamen utangaç ve gergin görünüyordu.