Kul, Rabbine yönelir. Çünkü gizliyi de açığı da bilen Allah'tır. İnsanlar rol yapabilir, hakikati örtebilir; fakat Allah'ın ilminden hiçbir şey gizli kalmaz. Sabreden kimsenin sabrı, samimi olanın samimiyeti ve münafığın nifakı vakti geldiğinde Allah'ın takdiriyle ortaya çıkar. Müminin görevi insanların gizlediklerini araştırmak değil, kendi nefsini ıslah etmek ve hakkın üzerinde sabit kalmaktır Velhasıl vakti gelince kumaş yırtılır hakikat ortaya çıkar Biz de sadece şahitlik ederiz
Öte yandan, gelişmiş toplumlarda küçümsenemeyecek sayıda bir diğer grup insan da hızlı değişmeye karşı direnerek vaktiyle terk edilmiş bazı değerleri ve inançları yeniden canlandırma çabasına girmiş durumda. Mistisizm, büyücülük, batıl inançlar, ortaçağdakileri andıran tarikatlar ve yıldız falları, özellikle hızlı değişimler karşısında şaşkın ve kendisini yönetmekte güçlük çeken insanlar tarafından benimsenmekte. Bu insanların bazıları o denli yönetilme ihtiyacındadı ki, yakın bir geçmişte bir tarikatın üyeleri, liderlerinin buyruğu üizerine toplu halde intihar etmeyi bile kabul edebilmislerdi. Ama New York kentinin Grand Central tren istasyonunda para atılarak yıldız falı bakılan bir bilgisayar, teknoloji çağının getirdiği çelişkilere en çarpıcı örneklerden biri olsa gerek.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Alıntı
Allah Resûlü'nden (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra fitneler baş gösterdiZenginleşen toplumda yozlaşmalar başladı. Emevîler eliyle hilafet, saltanata döndü. Zulüm, rüşvet, ahlaksızlık, kâfirlere benzeme aldı başını yürüdü. Abbâsîler Dönemi'nde iti. kad bozuldu, sapkın anlayışlar devlet eliyle meşrulaştırıldı. Toplum, Kur'ân ve Sünnette okuduğu hayat ile yaşanan hayat arasında ikileme düştü. Bu gelişmelere binaen yeni arayışlar başladı. İtikadi, amelî, ahlaki yozlaşmadan bunalan; Allah'ı ve ahireti uman insanların arayışıydı bu.Kimisi arındıran Resûl'ün yolunu tuttu, vahye döndü, ilim ve amelle nefsini ıslah etti, top-lumu hayra davet etti. Kimisi ise vahiyden yüz çevirdi, Kur'ân ve Sünnette yer alan öğretileri azımsadı. Yozlaşmanın bu bilindik şeylerle düzelmeyeceğini düşündü. Daha fazlasını, daha yoğununu, daha ağırını araştırmaya koyuldu. Kiminin yolu ruhbanlığa, kimininki Budizme, kimininki de başka sapkınlıklara çıktı. Ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) önüne engeller koyduğu mistisizm İslam ümmetinde canlandı.Adına da "Tasavvuf" dendi. Bir tarafta şeytan, diğer tarafta İslam'a zarar vermek için pusuda bekleyen zındıklar, diğer bir tarafta da vahiyden yüz çevirmiş ve arınmak isteyen cahiller… Bu üçünün buluşması İslam'ın felaketi oldu Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) kaldırdığı cahiliye âdetlerinin büyük çoğunluğu, "Tasavvuf" adı altında yeniden canlandı.
MİSTİSİZM NEDİR?
"Mistisizm" kelimesi, eski Yunancadan gelmektedir. Dilsiz olmak, konuşmamak, dudakları ve gözleri yummak gibi anlamlara gelir.Terim olarak ise; insanı ahlaken yüceltme, ruhi saadete erdirme, özündeki hakikati kavratma, görünen dünyanın üstünde ve ötesinde görünmeyenin şuuruna erdirme çabasıdır.Dinlerin deruni ve ruhani yönüdür.Bu bakımdan din fikri nasıl insanlık kadar eski ise mistisizm ve ruhani hayat da o kadar eskidir.Dinsiz bir toplum olmadığı gibi mistik tarafı, ruhani hayatı bulunmayan bir din de mevcut değildir.Bu, İlahi menşeli dinlerde olduğu gibi beşerî dinlerde de vardır. "Mistik tecrübe" denilen ruhi duyuş ve deruni anlayışın mahiyeti, bütün dinlerde ve felsefi sistemlerde benzerlikler arz etmektedir.
bk. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar, s. 17·Kitabı okuyor
"Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!.. İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar."