en korkunç 25 korku filmi `benim listem` (`hardcore` `liste)` 1. `martyrs` (2008, `pascal laugier`) – `fransız` ekstrem sineması, psikolojik ve fiziksel işkencenin zirvesi. 2. `hereditary` (2018, `ari aster`) – aile dramı üzerinden inen ağır ve boğucu bir kabus. 3. `noroi`: `the curse` (2005, `koji shiraishi`) – belgesel gibi başlayıp tüyleri diken diken eden `japon` lanet hikayesi. 4. `the witch` (2015, `robert eggers`) – dini baskı, doğaüstü korku ve folk hikayelerinin kusursuz birleşimi. 5. `audition` (1999, `takashi miike`) – ilk yarısı romantik gibi başlayıp kabusa dönüşen `japon` gerilimi. 6. `lake mungo` (2008, `joel anderson`) – düşük tempolu ama derinden işleyen found footage tarzı. 7. `eden lake `(2008, `james watkins`) – rahatsız edici derecede gerçekçi insan şiddeti. 8. `inside` (2007, `julien maury` & `alexandre bustillo`) – evine sızan bir kadının hamile bir kadına yaptığı dehşet verici saldırı. 9. `antichrist` (2009, `lars von trier`) – psikolojik korku, `grotesk` görüntüler ve semboller. 10. `norwegian wood `/ `angst` (1983, `gerald kargl`) – seri katilin zihninin içine rahatsız edici bir yolculuk. 11. `the medium` (2021, `banjong pisanthanakun`) – `tayland` kültüründen gelen doğaüstü korku, gerçekmiş gibi hissettiriyor. 12. `the sadness` (2021, `rob jabbaz`) – virüs temasını ekstrem şiddetle harmanlayan `tayvan` yapımı. 13. `the autopsy of jane doe` (2016, `andre ovredal`) – ceset üzerinden ilerleyen atmosferik ve beklenmedik korku. 14. `pulse` (`kairo`) (2001, `kiyoshi kurosawa`) – `japon` internet-hayalet temasının depresif, boğucu hali.
"Osmanlı Tarihinde Eserler ve Gerçekler", Halil İnalcık’ın tarihçilik,anlayışını kaynak kullanımındaki titizliğini ve Osmanlı’ya bakışını yansıtan denemelerden oluşur. Kitapta; • Osmanlı’nın kuruluş dönemi ile ilgili mitler (örnegin Ertuğrul Gazi ve Osman Bey anlatılar), • Osmanlı’daki vakıf sistemi, • Saray yapısı, • Osmanlı toplum düzeni, • Batılı tarihçilerin Osmanlı algısı, • Osmanlı-Türk kültürünün Avrupa üzerindeki etkisi, gibi pek çok konu yer alır. inalcık, özellikle Batılı tarihçilerin Osmanlı tarihini çarpıtarak,anlattığını birçok efsanenin ise belgeye dayanmadan aktarıldığını vurgular.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir şeyi bilmemek bir eksiklik mi?
Bence bir eksiklik değil bilakis bir başlangıçtır. İnsan, bilmediğiyle karşılaştığı zaman, zihninde bir boşluk açılır. Bu boşluk, utançla değil, merakla doldurulmalıdır. Çünkü bilmemenin verdiği rahatsızlık, çoğu zaman bilmenin kibirinden daha insancıl yaklaşır. Bilmediğini kabul eden insan, öğrenmeye açık bir insandır; bilmediğini reddeden ise karanlığını korumaya devam eden insandır. Zaten Felsefe bilmemenin itirafıyla başlamadı mı? Sokrates’in "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" sözü, biz insan zihninin en onurlu teslimiyetlerinden biridir. Bilmemek, insanı düşünmeye zorlar. Düşünmekse ruhun genişlemesidir. Psikolojik olarak da bilmemek, ego için bir tehdit unsurudur. Çünkü insan, belirsizlikle baş edemez. Hemen cevap ister, hemen anlamak, kontrol etmek, bunları adlandırmak ister. Ama bazı şeyler, bilinmemeye mahkûmdur. İnsan doğası, bazen o bilinmeyeni bastırmak, bazen de ona mitler, inançlar, sahte kesinlikler uydurarak yaklaşır. Oysa bilmemekle birlikte yaşamak, zihinsel olgunluğun en ağır basamaklarından birisi değil midir?. Her sorunun cevabı yoktur bunda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum ama her cevabın da huzur getirmesi beklenemez. Bilmemek, boşluktur ama bir yokluk hali değildir. O boşlukta sabredebilmek, insanın hem entelektüel hem de duygusal büyümesidir. Bilmemek, sizi küçültmez. Ama bilmiyormuş gibi yapmak seni yıpratır. Çünkü gerçek bilgelik, her şeyi bilen değil; her şeyi sorgulamaya cesaret eden zihindedir. Ve belki de insanın en derin bilmeme hali, kendini bilmemektir. Bizler çoğu zaman başkasını tanımaya çalışır ama aynaya bakınca yabancılaşırız. Kendini bilmemekle yüzleşmek, diğer her şeyin anahtarıdır. Belki bu yüzden, hayat boyu süren asıl yolculuk budur: Kendini tanımaya çalışan bir bilmeyen olarak yaşamak. Adem
çin seddi, tarih boyunca çin'i kuzeyden gelen göçebe kavimlerin özellikle türk boylarının saldırılarında korumak amacıyla yapılmıştır. çin seddi neden yapıldı? • savunma amacıyla: en temel sebep, kuzeydeki göçebe toplulukların (özellikle türk ve moğol kökenli kavimlerin) saldırılarına karşı çin'i korumaktı. • sınır çizmek için: çin imparatorlukları, bu set sayesinde kendi topraklarının sınırlarını belirliyor ve yönetim kontrolünü sağlıyordu. • ticaret ve göç kontrolü: çin'den orta asya'ya uzanan ticaret yollarını korumak ve kontrol altına almak için kullanıldı. kim tarafından yapıldı? • ilk temelleri (mö 7. yüzyıl): ilk olarak küçük duvarlar şeklinde, çin'in kuzeyindeki farklı krallıklar tarafından yapıldı (örneğin yan, zhao ve qin devletleri). • qin hanedanı (mö 221–206): çin'in ilk imparatoru qin shi huang, bu küçük duvarları birleştirerek büyük bir savunma hattına dönüştürdü. bu, bugünkü çin seddi'nin temeli kabul edilir. • han hanedanı (mö 206 – ms 220): seddi daha da genişletti ve güçlendirdi. • ming hanedanı (1368–1644): bugün turistlerin ziyaret ettiği, taş ve tuğladan yapılmış en sağlam ve görkemli bölümleri bu dönemde inşa edildi. ne zaman yapıldı? • inşasına mö 7. yüzyılda başlandı. • ming hanedanlığı döneminde (14. – 17. yüzyıllar) en büyük ve bugünkü haline yakın hale getirildi. • yani inşası 2000 yıldan fazla bir süre boyunca farklı dönemlerde devam etti. ilginç bilgi: • çinliler bu yapıya “wanli changcheng” yani “10.000 li uzunluğundaki duvar” der. • uydu görüntüleri ve arkeolojik çalışmalar, setin kollarıyla birlikte 21.000 km'den fazla uzunluğa ulaştığını göstermiştir. • uzaydan görülebileceği iddia edilir ama bu, çıplak gözle pek mümkün değildir (şehir ışıkları veya otoyollar daha görünürdür). çin seddi'nin etrafında gelişen efsaneler, mitler ve
eski mısır'da cinsellik hayli farklı ve modern bakış açısına göre oldukça özgür bir şekilde yaşanıyordu.bu konuda birkaç çarpıcı bilgi vericem. 1. bekaret önemli değildi. evet, eski mısır'da “bakire” anlamına gelen özel bir kelime yoktu. kadınların cinsel deneyimi evlenmeden önce de olabiliyordu ve bu durum toplumda ayıplanmazdı. 2. kadınların cinsel özgürlüğü vardı. kadınlar boşanma hakkına sahipti ve eşlerini aldatmaları durumunda bile erkeklerle aynı şekilde yargılanırlardı. cinsel sadakat evlilikte önemliydi ama kadınların cinselliği bastırılmıyordu. 3. aile içi evlilikler yaygındı. özellikle kraliyet ailesinde, tahtın “ilahi kan” yoluyla aktarılmasını sağlamak için kardeşler arası evliliklere sıkça rastlanırdı. bu hem dini hem siyasi bir uygulamaydı. 4. pornografik papirüsler vardı. “turin erotica papirüsü” olarak bilinen belge, açık cinsel sahnelerle doludur. kadın ve erkek figürleri farklı pozisyonlarda çizilmiş ve erotik mizahla süslenmiştir. 5. mastürbasyon kutsaldı. yaratılış mitlerinde bile cinselliğin yeri vardı. örneğin yaratıcı tanrı atum'un evreni kendi spermiyle, yani mastürbasyon yoluyla yarattığı anlatılır. 6. cinsel sağlık önemsenirdi. kadınların doğurganlık ve regl dönemlerine dair reçeteler, doğum kontrol yöntemleri ve afrodizyak karışımlar içeren papirüsler mevcuttu. bal, akasya, timsah gübresi gibi maddelerle yapılan ilginç doğum kontrol yöntemleri vardı. 7. cinsellik tanrılarla da ilişkilendirilirdi. tanrı min, ereksiyonlu tasvir edilen bir doğurganlık tanrısıydı. aynı zamanda hasat, bolluk ve cinsellikle ilişkilendirilirdi. sümerler de eski mısırlılar gibi cinselliği bastırmayan, aksine dinsel, toplumsal ve sembolik bir yere oturtan bir uygarlıktı. hatta mezopotamya'da cinsellik; doğa, bereket ve kutsallıkla iç içeydi. işte sümerlerin
Piyasacılar
Sırf zevkten 5 dil bilen adamlar var. Bilgisayar, elektronik teknisyenliği + B2 ingilizce ile vasatın altında bir insan olmuş oluyorsun. Bunların ortak özelliği yeteri kadar matematik bilmemek. Staj aramak. Alt sınıflara masalımsı tuhaf mitler anlatmak. Garip programları kullanmayı öğrenmek. Matlab, autocad mühendisliği yapmak. Tuhaf ve değersiz şeyler.