Erkeklerin dünyayı akıllarının estiği her şekle girmeye zorlama gücü, aslında orada ne olduğunu hep merak ettikleri anlamına gelir. Akıllarıyla gerçeği yarattılar mı, yoksa var olan gerçeği mi keşfettiler? Çağdaş bir Marksist olan Lesek Kolakowski erkeğin dünyayla ilgili bilgisinin, dünyayı gereksinimleriyle ilgili bir nesne olarak algılamasından geldiğini söyler. İşte bu nedenle, "Tüm evrende, erkeğin içine sarktığı zaman dibinde kendi suretini göremeyeceği kadar derin bir kuyu bulamayacağını söyleyebiliriz."
TARİHİN bedeninin cinsiyeti var mıdır? Eğer varsa, başı ile ayaklanı arasında olması gereken birlik bedenine yapılan bir atıfla hesaba katılmamıştır. Bu bölünmüşlük ortaya çıkarılıp araştırılmadığı sürece, bilinç -düşünme- ile maddenin -yürüme- birliği, çatallanmış bir bütünlüğün analiziyle yeterince kavranamaz. Eğer bilincin canlılığı cinsiyete göre degışiyorsa, kuramsal biçiminin puslu ve belirsiz, toplumsal gerçek içindeki bütünlüğünün de aldatıcı olduğu ortaya çıkabilir. Tarih kadınların hayatından nasıl geçer, kadınlar gibi nasıl düşünür? Eğer şimdiye kadar bu soru hiç ele alınmadıysa, bu, yalnızca kadın kavramında değil, tarih ve bilinç kavramlarında da bir şeylerin eksik algılandığı anlamına gelmiyor mu?