Mnflt

Mnflt
@mnflt
Şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
Allah'ı gözetmediğiniz sürece fikriniz, sanatınız değil kemmiyetinizin bile bir önemi yok. Olmadı, olmayacak. Hakk daima gelip bâtılı zail edecek. Bâtıl zail olmaya mahkumdur.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Yahudilere mülk satışı tartışmalarında gözden kaçırılan nokta, genelgeçer söylem tarafından mülklerini satmakla itham edilen Müslüman Arapların, genellikle bu mülklerin sahibi bile olmadıkları, çoğunluğun kiracı konumunda bulunduklarıdır.
Sayfa 62·Kitabı okudu
Kudüs Rum Ortodoks Kilisesi, Filistin ve çevresinde -tahminen- 50 milyar dolarlık devasa bir gayrimenkul servetine sahip; kilise bu haliyle Ortadoğu'nun en zengin kurumu durumunda. ... Rum Ortodoks Kilisesi, 1948'de İsrail kurulduktan sonra birçok önemli gayrimenkul ve arsasını İsrail'e sattı. Üzerine 1966'da İsrail Parlementosu Knesset'in inşa edildiği arsa, kiliseden "kiralanan" bir alan örneğin. Aynı şekilde, Kudüs'teki İsrail cumhurbaşkanlık ve başbakanlık rezidansları da Rum Ortodoks Kilisesi'nden devralınan arsalara yapıldı.
Sayfa 61·Kitabı okudu
2017'de, dönemin Filistin Başbakanı Rami Hamdallah, İngiltere'ye çağrıda bulunarak Balfour Deklerasyonu* sebebiyle Filistinlilerden özür dilemesini talep etmişti. Filistin'den bir talep haberi daha vardı o zaman: Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Gazze'de kurulan birlik hükümetinin Hamaslı bakanlarından da İsrail'i resmen tanıması gerektiğini açıklamıştı. "Batı cephesinde yeni bir şey yok" diyordu Erich Maria Remarque. Doğu cephesinde de öyle...
Sayfa 34 - 2 Kasım 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Baron Lionel Walter Rotschild'e gönderdiği ünlü mektubunda İngiliz hükümetinin Filistin'de Yahudilerin bir vatan kurmasını destekleyeceği sözünü verdi.·Kitabı okudu
Günümüzde, özellikle sosyal medyanın hayatımızdaki etkisinin artmasıyla birlikte, daha büyük bir tehlike de baş gösterdi üstelik: acının sıradanlaşması ve kalplerin taşlaşması. Suriye'den ve diğer mazlum coğrafyalardan yansıyan karelere bakın. Görmediğimiz bir şey kaldı mı? Yoğun bombardımanlar, can çekişen çocuklar, enkazlardan çıkarılan paramparça haldeki bebekler, yavruları kollarında son nefesini veren annelerin feryatları... Her şey avucumuzun içinde, parmaklarımızın ucunda. Bunları paylaşıyor, WhaatsApp gruplarında birbirimize yolluyor, üzerine yorum yapıp "beğeniler" topluyoruz. Nihayetinde değişen ne ? Hiçbir şey. Kanlı ceset fotoğraflarının ulu orta ve sürekli olarak paylaşılması, kalpleri dört aşamada katılaştırıyor: İlk önce bakamıyorsunuz, içiniz parçalanıyor. İkinci aşamada bakabilmeye başlıyorsunuz, "vay alçaklar!", "vay zalimler!" nidaları eşliğinde üzülmeye devam ediyorsunuz. Üçüncüde tepkiler artık, " tüh, yine katliam yapmışlar!" halini alıyor. Dördüncü ve son aşamada, "yazık!" demekten başka ses çıkmıyor ağzınızdan. Ve tüm bunların ardından hala ağlayabiliyorsanız, yine şanslı azınlıktasınız.
Sayfa 25·Kitabı okudu