Günümüzde, özellikle sosyal medyanın hayatımızdaki etkisinin artmasıyla birlikte, daha büyük bir tehlike de baş gösterdi üstelik: acının sıradanlaşması ve kalplerin taşlaşması.
Suriye'den ve diğer mazlum coğrafyalardan yansıyan karelere bakın. Görmediğimiz bir şey kaldı mı? Yoğun bombardımanlar, can çekişen çocuklar, enkazlardan çıkarılan paramparça haldeki bebekler, yavruları kollarında son nefesini veren annelerin feryatları...
Her şey avucumuzun içinde, parmaklarımızın ucunda. Bunları paylaşıyor, WhaatsApp gruplarında birbirimize yolluyor, üzerine yorum yapıp "beğeniler" topluyoruz. Nihayetinde değişen ne ? Hiçbir şey.
Kanlı ceset fotoğraflarının ulu orta ve sürekli olarak paylaşılması, kalpleri dört aşamada katılaştırıyor: İlk önce bakamıyorsunuz, içiniz parçalanıyor. İkinci aşamada bakabilmeye başlıyorsunuz, "vay alçaklar!", "vay zalimler!" nidaları eşliğinde üzülmeye devam ediyorsunuz. Üçüncüde tepkiler artık, " tüh, yine katliam yapmışlar!" halini alıyor. Dördüncü ve son aşamada, "yazık!" demekten başka ses çıkmıyor ağzınızdan. Ve tüm bunların ardından hala ağlayabiliyorsanız, yine şanslı azınlıktasınız.