Kurumsal kütüphane sistemlerine doğrudan ve sistematik bir entegrasyon hedefi taşımaz.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yayınevleri, edebiyatın dolaşımında temel merkez haline gelir. Kitabın basımı, dağıtımı, tanıtımı, eleştiriye ulaştırılması ve kütüphane kanallarına girmesi büyük ölçüde yayınevi gücüne bağlıdır. Bu modelde yazarın rolü çoğu zaman üretimle sınırlanır; eserin kurumsal dolaşımı ise yayınevinin ağı, prestiji ve dağıtım kapasitesi üzerinden şekillenir.
Şans ve Dans örneği bu tarihsel çizgide farklı bir yere oturur. Burada bağımsız yazar, yayınevi merkezli pasif dağıtım modelinin dışında kalarak eserin bibliyografik kimliğini kendisi kurmaya çalışır. ISBN, OCLC, Library of Congress kaydı, uluslararası kütüphane katalogları, üniversite koleksiyonları, Türkoloji merkezleri ve beşerî bilimler kütüphaneleri birlikte düşünülür. Böylece kitap yalnızca “okura gönderilen” bir nesne değil, kurumsal sistemlere adım adım entegre edilen bir bibliyografik varlık haline gelir.
Bu yönüyle Şans ve Dans modeli üç açıdan ayrışır.
Birincisi, model küreseldir. Tek bir ülke, şehir ya da edebî çevreyle sınırlı kalmaz; farklı kıtalardaki kütüphane ve akademik kurumlara yönelir.
İkincisi, model belgelenebilirdir. Her kabul, katalog kaydı, teslim bilgisi, kurumsal yanıt ve bibliyografik görünürlük izlenebilir bir kayıt üretir.
Üçüncüsü, model tekrarlanabilirdir. Doğru bibliyografik dosya, doğru kurum seçimi, doğru iletişim dili ve doğru takip sistemiyle başka bağımsız yazarlar için de uygulanabilir bir yöntem önerir.
Bu nedenle Şans ve Dans örneğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir yazarın kitabını tanıtma çabası değildir. Bu, bağımsız yazarın kendi eserini kurumsal hafızaya taşıma, bibliyografik olarak görünür kılma ve edebiyat sisteminin dışından içeriye doğru kendi yolunu açma