Mutlakiyet devrinde, büyüklük, rütbe ve mevki ile, saraya intisap derecesi ile ölçüldüğü için "büyük" kelimesinin manası daha ziyade karaktersizlikte ileri gitmiş olmaktan ibaret kalıyordu. Bir kaleme çırağ buyurulmuş kimseler için terakki imkanı işte izzetinefisten, insani haysiyetten, doğru sözlülükten, karakterden mahrumiyet ile mebsuten mütenasip bulunuyordu. Kanuna ve hakka değil de keyfe, istibdada dayanan rejimlerin memlekette ahlakı bozmaları işte böyle bir idare sistemi kurmalarından ve ancak yüzsüz, dalkavuk ve mürai insanlara hayat imkanı vermelerinden ileri gelir.