Bir uçuruma doğru sürüklenen bir kızaktaki insan gibiydim, korku hız tutkusuyla karışmıştı ve kızağı durdurmak yerine uçuruma atlamanın hazzına kendimi teslim etmiştim.
Bende sıra dışı itici bir şeyler olmalıydı, öyle düşünüyordum. Yoksa neden kalabalığa bir türlü karışamıyordum, çalkantılı suların ortasındaymışım da bir yağ damlası gibi neden hep suyun üzerinde kalıyordum?
Bilinmeyen bir uçuruma atladım ve bu atlayış anında, sizin o korunaklı çevrenizde geçirdiğim yıllardan çok daha fazla canlıydım. Artık size ait değilim.
Araba yavaş yavaş mest olmuş bedenimi, saygın bir kalabalığın içinden geçirirken, ben adım adım içimdeki insanlığın derinliğine iniyordum; bu sessiz inişte tamamen yalnızdım, yeni tutuşturulmuş bilincimin yanan meşalesiyle yolumu aydınlatıyordum.