• İşkence,bütün topluma zarar veren bir kötülüğün
    sonuçlarını durdurabilir ama bu kötülüğü ortadan
    kaldıramaz
  • _Bir kişiye yapılan haksızlık, tüm topluma yöneltilmiş bir tehdittir.
    _Hür bir milletin kurtarıcısı olabilir. Köle bir milletin ise başka bir efendisi çıkar ortaya.
    _ Özgürlük yasaların izin verdiği her şeyi yapmaktır. İnsan, yasaların izin verdiği kadar özgürdür. Hiç kimse 'vergi vermek istemiyorum özgürlüğüme müdahale edemezsiniz' diyemez. Özgürlük bu değildir.
    _Politik özgürlük ve bireysel özgürlük farklıdır. Özgürlük, öncelikle politik bir özgürlük olmak durumundadır. Politika, toplumdan soyutlandığı zaman, özgürlükten değil bağımsızlıktan söz edilebilir. Bağımsızlık kişinin istediğini yapmasıdır fakat bağımsız kişi, tutkularının kölesi olduğu için gerçekte özgür değildir. Dahası, herkesin her istediğini yapmak anlamında bağımsız olduğu bir yerde, her birey bir diğerinin karşısına dikilmiş bir engel olduğundan, hiç kimse bağımsız olamaz. Bundan dolayı, özgürlüğün ilk koşulu “Bağımsızlığın sınırlanması”dır. Özgürlüğün kişinin her istediğini yapmasından meydana gelmediğine özellikle vurgu yapar. Özgürlük, yasaların çizdiği çerçeve içinde hareket etme serbestisi anlamına gelir. Bir monarşi, ona göre, bir demokrasiden çok daha özgürlükçü olabilir. Özgürlüğün güvencesi olan şey, kuvvetler ayrılığına dayanan bir denetim ve denge sistemidir. Yasama ve yürütme güçleri aynı kişi ya da kurumda olursa, burada politik özgürlük olamaz.
    _Asi kanıtlanmadıkça hiç kimse suçlu değildir.
    _Cumhuriyet, erdemli insanların yönetimidir.
    _Bir ülkede yalakalığın getirisi, dürüstlüğün getirisinden daha fazla işe, o ülke batar. _Aşırı itaat, itaat edenin cahil olmasını gerektirir.
    _Geçmişi geri getiremezsiniz ama bir kitapla geçmişteki en bilge kişilerin deneyimlerini elde edebilirsin.
    _Erdem, toplum çıkarını kişisel çıkarın üzerinde tutmaktır. _Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur."
    _Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur.
    _Az bilmek için çok okumak gerekir. _Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatları en güzel saatlerle değiştirmektir.
    _Lüks daima servet eşitsizliği ile orantılıdır. Şayet bir devlette zenginlikler eşit paylaştırılıyorsa orada lükse yer olmayacaktır. zira lüks salt başkalarının emeği ile elde edilen konfor üzerine kurulur.
    _Yasası olan toplum mutlu toplumdur. Ondan daha mutlusu yasaların kabul gördüğü toplumdur. Ondan daha da mutlu olanıysa yasalarında ayrım bulunmayan toplumdur. Toplumların en mutlu olanı ise yasaya ihtiyacı olmayanıdır.
    _Eğer insanları ön yargılarından kurtaracak bir şey yapabilirsem, kendimi ölümlülerin en mutlusu sayarım. ön yargı dediğim, bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemektir.
    _ Bir cumhuriyette bir vatandaşa bir anda tanınan aşırı bir yetki, bir monarşiden fazlasını yaratmak olur. Monarşilerde kanunlar devlet yapısına uydurulmuştur. Yönetimin kendi prensibi prensi durdurur. Oysa bir vatandaşa aşırı bir yetki tanıyan bir cumhuriyette, bu gücün istismarı daha vahim olacaktır, zira böyle bir istismarı kesinlikle öngörmemiş olan kanunlar, bu istismarı durdurmak için önlem de almamıştır.
    _Bir yönetim, kendisinden dolayı değil fakat üzerinde hüküm sürdüğü toplumun koşullarına uygun düşmesine bağlı olarak iyi ya da kötü olabilir.


    _Farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin, halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklime, vs. göreli olduğunu söylemiştir. O, işte bütün bu temel koşullara, "Yasaların Ruhu" adını vermiştir. Yasaların da tâbi olduğu yasalar vardır. Kısaca yasaların da bir ruhu vardır.

    _Yönetim Biçimleri: Belli bir yönetim şeklinin varlığını sürdürebilmesi için yönetilenlerin ona boyun eğmeleri gerekir. Bu boyun eğiş gönülden gelmelidir. Demokrasilerde erdem, monarşilerde onur ve despotizmde korku, sadece farklı yönetim tarzlarının çıkış noktalarını oluşturan ahlaki nedenler değildir; onlar aynı zamanda varlık sebepleri olarak görülmeleri gereken, sürekli nedenlerdir. Yönetim türlerine hayatiyet veren ilkeler başarısız olurlarsa, yönetimin kendisi de varlığını sürdüremez olur ve içten içe çürüyerek başka bir yönetim tarzına dönüşür. İşte bu çerçeve içinde yurttaşının vatanseverliğini yitirip şan ve şeref peşinde koşmaya başladığı bir idare, cumhuriyetten monarşiye dönüşmekte olan bir yönetimdir; aynı şekilde onur duygusunun yerini korkuya bıraktığı bir monarşi de artık despotizm yoluna girmiş bir saltanat yönetimi olmak durumundadır.
    _Cumhuriyeti, demokrasi ve aristokrasi gibi iki ayrı başlık altında ele alır.
    _Demokrasi_insanlar her şeydir ama herkes yasalarca belirlenmiş bir düzene boyun eğmek durumundadır. Halk hem hükümdar hem de uyruktur. İlkesi, politik erdemdir yani yurttaşlar erdemli olmaları gerekir. Ortak iyiye, genel çıkara ihtiyaç vardır. Politik erdemi, vatanseverlik, cumhuriyete ve yasalara duyulan aşk olarak tanımlar. Erdemi korumak için zenginlik ve yoksulluk aşırılıklarından sakınılması gerekir. Demokrasi ancak küçük devletlerde başarılı olabilir, demokrasinin yoksulluğa yakın bir maddi eşitliğe dayanması, bireyselliğin ve özel çıkarların göz ardı edilmesine bağlı bulunması, onda bireysel özellik ve yeteneklerin tam gelişimine engel olur. Bu açıdan bakıldığında, demokrasinin entelektüel ve sanatsal açıdan vasatiliği temsil ettiği söylenebilir. Demokrasiye zarar veren iki şey olduğunu söyler: Eşitsizlik ruhu ve aşırı eşitlik ruhu. Eşitsizlik, Çıkarcılık ve polisik baskıdır. Eşitlik ise her bakımdan yurttaş eşitliğine dayanır
    _Aristokrasi_Demokrasinin sınırlanmış, yoğunlaştırılmış şeklidir. Temel ilkesi ise demokrasideki erdemin yerini tutan ılımlılıktır. Yönetici sınıfın kendi çıkarlarıyla halkın çıkarlarını özdeşleştirmesidir. Ilımlılık, aristokraside yönetenlerin hem halkı baskı altına almaktan hem de birbirleri üzerinde güç elde etmekten alıkoyan eşitliği koruyan en temel erdemdir. Eşitsizlik üzerine temellenmiş olması nedeniyle çelişik bir yönetimdir. Sağlam ve kalıcı bir yönetim olabilmesi mümkün değildir.

    _Despotizm-Tiranlık_ Tek adamın kanun ve kural tanımaz keyfi yönetiminidir. Despotizmin temel ilkesi korkudur ve toprakları üzerinde erdemin veya onurun bulunmasına katlanamaz. Amaç, iyi yurttaşlar değil de köle ruhlu insanlar yetiştirmektir. Tiranın egemenliğini sağlayan şey; kara cahil, korkak, alçak ve her türlü dalkavukluğa açık, mutlak itaatkâr insanların varlığıdır. Despotizmde halk despottan korktuğu kadar, despot da halktan korkar. Despotizm aklı dışladığı için doğaya aykırı bir yönetim olup, insan doğasına bir hakarettir. Akıldışılık bütün topluma yayılmıştır. Bütün insanlar bir hiç derecesine indirgendiklerinden, aralarında aşırı bir eşitlik bulunur. Despotizmde gelecek belirsiz olduğu için topraklar işlenmeyip kendi haline bırakılır; despot istilaya açık sessiz kentler, yıkılmış bir sanayi ve can çekişen bir ticaret düzeni üzerinde hüküm sürer. Despotun hiç kimsenin yarınından emin olamadığı ülkesi, tam bir çöl olmak durumundadır. Kamusal bir kişiliğe bürünmeyi reddederek saraya kapanan ve kendini şehvete bırakan despot, aslında esas itibariyle arzulardan ibaret biridir ve tüm ülkeye bu kendini arzularına bırakma güdüsü yayılır. Despotizme dönüşme tehlikesinin panzehirinin gelenekler ve eğitim olduğunu düşünür. Krallığın bozulmuş şeklidir.

    _Monarşi_Monark ile halk arasında ara iktidarlar bulunduğunu öne sürer. Soylular ile din adamları sınıfından meydana gelen toplumsal tabakaların ara iktidarları oluşturduğu dikkate alınırsa, onların krala bağlı oldukları söylenebilir. Bu ara iktidarlar monarşi iktidarının “akmasını” sağlayan zorunlu kanallar olup, monarşinin despotizme dönüşmesinin önündeki en büyük engeli oluşturur. Monarşide iktidar, demokraside herkesin yurttaş veya despotizmde herkesin kul köle olması gibi değil de aralarında eşitsizlikler, farklılıklar olan, birtakım imtiyazlara sahip bulunan insanlar üzerinde hüküm sürer. her sosyal tabaka kralın karşısına dikilmiş bir engel oluşturur. Onlar sadece halkı değil, kralı da sınırlamaya yararlar. “Her şeye karışan, bütün düşünce tarzlarının, bütün duygu türlerinin içine giren, hatta ilkelere bile yön veren” onur, ihtiva ettiği gurur ya da kibir sayesinde, kibarlık, doğruluk, işini en iyi şekilde ifa etme, yasalara ve politik otoriteye itaat etme benzeri erdemleri doğurur. Onurun, iyiliğini sağlama işini gerçekleştirdiğini söyler. Demokrasinin Antikçağ’da kaldığını, yeni zamanların yönetim biçiminin anayasal monarşi olduğunu dile getirir. Gerçekten de ona göre, modern toplumlar kişisel çıkarın peşinden koşulduğu ve ticaretin, zenginliğin, lüksün her yanı sardığı yapılar olduğu için eşitsizlikler ve farklılıklar üzerinde temellenmiş monarşi, bütün bunlara en uygun düşen yönetim şeklidir. Monarşinin modern zamanların yönetim biçimi olmasının temel nedeni, kimi yazarlara göre, liberalizme bağlı olmasıdır. Monarşinin diğer yönetim biçimleri karşısında bir başka üstünlüğü de ona göre, toplumdaki herkesin özgürce hareket edip, yükselebileceği umudu taşıması. Liberal bir aristokrat olarak Montesquieu İngiltere’ye yapmış olduğu iki yıllık bir gezinin ardından ideal yönetim tarzı olarak, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığına, dengeli anayasa düşüncesine dayanan anayasal monarşiyi keşfetmiştir.
  • “Türkler dünyanın en çirkin insanları idi.
    Karıları da kendileri gibi kaknemdi. Rum dilberlerini görünce
    akılları başlarından gitti. Başladılar kız kaçırmaya. Zaten
    ezelden beri hayduttular.”
    Cemil Meriç
    İletişim/ *Kaknem: Çirkin, huysuz
  • “Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir”
    , diyor
    Voltaire.*
    “Demokrasinin temeli fazilettir”,diyor Montesquieu*... De Maistre:* “hırstır”
    diyor. Demokrasi
    adaletin temelidir, Vacherot’ya* göre.
    Proudhon’a göre,
    ruhanî ve cismanî bütün iktidarların sona ermesidir.
    Thierry*
    için, demokratik cumhuriyetlerin sonu ahlâkî bir alçalıştır.
  • Losisina’daki vahşiler meyve yemek istedikleri zaman, ağacı kökünden kesip meyveleri toplarlar. İşte istibdat yönetimi böyle bir şeydir. İstibdat yönetimin prensibi korkudur. Bununla birlikte,utangaç, cahil , korkak halklara fazla sayıda kanun gerekmez. Her şey iki üç fikir etrafında dönmelidir . Yeni fikirler gereksizdir . Bir hayvan eğitirken , sahibini aldığı talimatları, yürüyüşünü değiştirmemeye özen gösterirsiniz.Hayvanların beynine iki üç hareket sokarsınız, daha fazlasına gerek yoktur .
    Montesquieu
    Sayfa 74 - Hasan yücel
  • Laf yetiştirmekten, kendini yetiştirmeyi unutmuş insanlar var.
    Montesquieu