"Bu dikenli,sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz ,plazaların insanın ruhunu öldürdüğü,herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik.Eğer ortaçağ şovalyelerinin demir zırhları gibi,görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen,buralarda barınmana olanak yoktu.İlk zamanlarda bu çevrenin beni çok sarstığını gören bir arkadaşım,herkesin bir şemsiyesi var kendini koruyacak,seninse yok,bir an önce şemsiyeni açmaya bak,çünkü bu yağmur hiç dinmeyecek demişti."
"Merhamet istemiyorum,hiç kimsenin acımasına ihtiyacım yok,merhamet de zulmün bir parçası;ne bana acıyın ne de çocuğuma.Merhamet zulmün merhemi olamaz..."
Dedemin öğrettiği çok eski bir arap şiiri geliyor aklıma.Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır,daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir.İnsanların fazla gülmediği,kadınlarla çocukların evin erkeklerinin yanında yüksek sesle konuşamadığı ;dede,baba eve geldiği zaman arap şarkıları çalan radyonun kapatıldığı,alelacele yenilen yemek sırasında kimsenin konuşmadığı ,neşesiz ve tatsız bir hayata çok uyan bir şiir bu.