bir daha bruno'dan hiç haber alınamadı.
günler sonra, askerler evin her tarafını aradıktan, küçük çocuğun resimleriyle yakın kasabalara ve köylere gittikten sonra; içlerinden biri bruno'nun tel örgülerin yanına bıraktığı giysi yığınını ve botlarını buldu. hiçbirine dokunmadan orada bıraktı ve kumandanı çağırmaya gitti.
baba, bölgeyi inceledi, tıpkı bruno'nun yaptığı gibi sağına soluna baktı; ama oğluna ne olduğunu bir türlü anlayamadı. sanki yeryüzünden kaybolmuştu ve giysilerini ardında bırakmıştı.
...
bir gün, oğlunun başına neler gelmiş olabileceği hakkında bir teori geliştirdi ve bir yıl önce giysilerin bulunduğu yere gitti.
burasının belli bir özelliği yoktu, farklı bir yer de değildi. ama sonra kendi araştırmasını yaptı ve tel örgünün altının, diğer kısımların aksine, zemine düzgün tutturulmadığını gördü; kaldırdığında da, küçük bir insanın -ya da küçük bir çocuğun- altından sürünerek geçebileceği kadar açıldığını fark etti. sonra uzaklara baktı ve mantığında olayları adım adım takip etti. bunu yaptığında bacaklarının düzgün hareket edemediğini gördü. sanki artık vücudunun ağırlığını taşıyamıyor gibiydi. sonunda, bruno'nun bir yıl boyunca her akşamüstü oturduğu yere oturdu. ama ayaklarını altına alıp bağdaş kurmadı.