"O olsaydı şu olsaydı diye dertlenmenin çok anlamsız olduğunu öğrendim. Yoksa gözünün önünde olan şeyleri kaçırırsın ve gerçekten de aslında elindeki tek şey budur. "
Alex daha küçükken (herkes ismini öğrenmeden önce) bir peri masalındaymış da bir gün birisi ejderhanın sırtında uçarak gelip ayaklarını yerden kesecekmiş gibi bir aşk yaşamayı hayal ederdi. Büyüdükçe de aşkın, tam tersini istese de onu yıkabilecek garip bir gücü olduğunu ve bunu bilerek yine de aşkı seçtiğini keşfetti. Her ikisinde de haklı çıkacağını hiç düşünmemişti.
Davetiye doğruca Buckingham Sarayı'ndan özel kargoyla gelmişti. Kenarları altın kaplamalıydı ve yazı sanatıyla "ŞAMPİYONA ORGANİZASYONU KOMİTESİ VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI ALEXANDER CLAREMONT-DIAZ'I KRALİYET LOCASI'NA DAVET ETMEKTEN ONUR DUYAR, " yazılmıştı.
Alex, davetiyenin fotoğrafını çekerek Henry'e mesaj attı;
1. Bu ne be? Ülkende aç susuz kimse yok mu?
2. Ben çoktan Kraliyet Locası'na girdim zaten.