Sınırsız fırsatlarla dolu karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Hayatınızın her anı için rekabet eden binlerce insan ve faaliyet var. İçsel dünya ve dış dünya sürekli olarak dikkatimizi çekmek için yarışıyorlar. İçsel olarak ne kadar netlik sağlayabilirsek, dışarıda o kadar daha başarılı oluruz. Ama içsel dünya üzerinde çalışmak gerçekten dikkat gerektirir ve dış dünya son derece baştan çıkarıcıdır.
Hayatlarımız bize aittir ama genellikle, çoğu hayali olan bir yükümlülükler yığınına takılırız.
Hayatlarımız bize aittir ve onları istediğimiz kişiye veya şeye verebiliriz.
Bir sürü şeyi sadece yapmamız gerektiğini hissettiğimiz için yaparız. Kendimize şöyle sorarız: Bunu neden yapıyorum? Cevap genellikle şudur: Yapmam gerektiği için! Ama bu doğru değildir.
Yaptığımız şeyleri kendimiz seçeriz. Evet, şartların kontrolümüzün dışında kaldığı durumlar vardır; ama genellikle daha önceki bir tercihimizin sonuçlarıdırlar. Yapmalıyım ifadesi, bazen kendini kandırmakla ilgilidir. Genellikle o şeyi kesinlikle yapmamız gerektiğini düşünürüz. Yapmazsak gerçekten dünyanın sonu gelir mi?
Neden çekim duyduğunuzu incelemek için zaman bulursunuz. Gerçekten istediğiniz için mi, kendiniz için iyi olacağını hissettiğiniz için mi, yoksa yapmanız gerektiğini düşündüğünüz için mi?
Bir şeyi kaçırdığımızı hissediyorsak, hayatlarımızda harika bir şeyi veya birini özlüyorsak, bütün bu çılgınca faaliyetlerden geri çekilmeyi öğrenmemiz gerekir. Hayatlarımızda bir boşluk, bir alan yaratmamız şart; evet, o çok korktuğumuz boşluklardan söz ediyorum. Ancak o zaman o özel şey veya o özel kişi hayatımıza girebilir.