artık mutlu kimseye rastlamıyorum, konu her ne olursa olsun; sözgelimi insan ilişkileri, gelir gider durumları, akademik hayat veyahut yeni çıkan dondurmaların tadı. insanlar farkında değil muhtemelen ama tanrı hepimizin hayatından her anlamda tadı tuzu almadı, tanrı hiç var olmadı, biz mahvettik dünyayı.
kısır döngüler, aşağılık kompleksleri, varoluşsal problemler ve aşk meşk işleri; bunlardan beynim hiçbir şey yemiyor ve hiç de çıkamıyorum içlerinden.
ağrı kesici çeşitleri, kupa başı bir tatlı kaşığı kahve, psikoloji kitapları ve daire biçimdeki ağır plakalar; genelde bunların insanıyım.
müzik var, ama onunla ilişkim epey kaotik. dinlemekten nefret ediyorum; durup dururken dinlemekten, yürürken dinlemekten, pop müzikten, annemin favorilerinden ve çok dinleyip kendimi kusturduklarımdan.
ancak müzik listelerine bağımlıyım, ürettiğimden çok tüketiyor olsam gerek kendi listelerimi hazırlamak yerine halihazırda derlenip toplanmış şu on saati aşkın listeleri kullanıyorum. misal uyku listesini dinlemeden uyuyamıyor, gece uyanırsam da yine aynı listeyi açıp sakinleşmeden uykuya geri dönemiyorum. çalışıyorsam veya bir şeyler yazıyorsam elektro veya trap beatleri olmadan klavyeye tek tuş vuramıyor, evde gündelik işler yapıyorsam da anadolu rock klasiklerinden şaşmıyorum.
henüz hayatımı sıkıcı addedebileceğim kadar monotonlaşmadım, hâlâ her gün yeni bir şey keşfedebiliyor ve daha da dibi görebiliyorum, bu da heyecan korku adrenalin falan getiriyor, bundandır hayatım renkli akıyor.
evcil hayvanımın ve favori dostumun adı aren, öldü ama. hâlâ yaşadığı dönem evdeki tüylü sayılabilecek tek şey de oydu, halı malı hiçbir toz tüy tutucu şeyle barınamıyorum, görürsem ucundan çakmağı çakarım çünkü hapşırmaktan iyidir ve zaten ateşe vermeyi hep çok sevdim.
ilk yangınım; eski evimizin