Eric-Emmanuel Schmitt’in "Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri" adlı eseri, bizi Paris’in çok kültürlü sokaklarında, kimliklerin ve etiketlerin ötesine geçen sessiz bir yolculuğa çıkarıyor. Roman, sevgisiz bir evde erken büyümek zorunda kalan Yahudi çocuğu Moïse, namıdiğer Momo ile mahallenin "Arap" bakkalı Mösyö İbrahim arasındaki naif bağın üzerine kurulu. Edebiyatta sıkça karşılaştığımız usta-çırak ya da bilge ile toy izleklerinin, burada Doğu’nun kadim hoşgörüsüyle nasıl yeniden şekillendiğine tanık oluyoruz
Schmitt’in metnindeki en çarpıcı edebi hamlelerden biri, kelimelerin ve toplumsal önyargıların içinin zekice boşaltılmasıdır. Mösyö İbrahim aslında bir "Arap" değildir; Altın Boynuz’dan, İstanbul’dan kopup gelmiş bir Türk’tür. Ancak Paris’in bu mahallesinde "Arap" olmak, coğrafi bir kökenden ziyade bakkalın gece geç saatlere kadar açık kalmasını, bir nevi sığınak olmasını imleyen sosyolojik bir sıfata dönüşmüştür. Yazar, bu ufak ironiyle bile okuru aidiyet ve isimlendirme alışkanlıklarımız üzerine düşünmeye sevk eder.
Metin ilerledikçe o loş bakkal dükkânı, hayatın küçük provalarının yapıldığı bir sahne halini alır.
Kitap, dinlerin ve kültürlerin keskin çizgilerle ayrıldığı bir çağda, dinler üstü evrensel bir sevgi dilinin mümkün olup olmadığını sorguluyor. Schmitt, büyük laflar etmeden, demli bir çayın kokusunda ve yaşlı bir adamın dingin yüzünde saklı olan insanlık hallerini anlatıyor.
Bu yazıya kadar, hakkında yazdığım kitaplar, özellikle de romanlar, hep gelip beni bulmuşlardı. Karşıma çıkmakla kalmayıp bir şekilde beni etkileyen bu kitaplar henüz bitmeden, zihnimde tahlil
Annem de " Babamızı kaybettik" dedi. Babasını kaybeden bendim. Annem kocasını kaybetmişti. Ertan Abi abisini. Ayten Teyze komşusunu. Fabrika işçisini kaybetmişti mesela. Moşe müşterisini. Hasköy Hasköylüsünü. Bir kişi gitmişti ama çok kişi gitmiş gibi değil mi?
"Zaten bizim oralarda Moşe demek bir bakıma ticaret yapan adam demekti. En fakir Yahudi bile bir dükkân açacak kadar sermayesi olmayan dahi, ne yapar ne eder kendince ticarete yönelirdi."
"Türkçe "gavur" un karşılığı Kürtçe "fılla"ydı. Ama gerek Türkçe'de ve gerek Kürtçe'de ortak nokta "haço" olarak tescil edilmişti. Türkçe'de korkak Yahudi deniyordu ama korkak Musevi denmiyordu. Cehü, Yahudiler'e Kürtçe'de verilen addı. Biz Hıristiyanlar ise Yahudiler'e Moşe diyorduk. Ermeniler ise Süryaniler'e Asori derlerdi."