Bu atkıdan bir türlü kopamadım, tıpkı onu bana veren kadından kopamadığım gibi. Bu atkıyla aptal gibi görünüyorumdur ama olsun. Bazı şeyler vardır, onlardan sırf onları bize veren kişilerden dolayı kopamayız: isimler, inançlar, atkılar.
İnsanlar kayışı kopardığımı, keçileri kaçırdığımı, kafayı yediğimi söyleyeceklerdir. Ama o anda hiç kuşkusuz en doğru olanı yaptım. Sonrasında kendimi çok iyi hissettim. Hatta bir daha yapmak istedim.
İnsanlar yüzümü tanıyabilir, hatta adımı da bilebilirler ama gerçek beni asla tanımayacaklar. Hiç kimse tanımıyor. Kafamın içindeki gerçek düşünceler ve hisler konusunda hep bencil olmuşumdur, onları kimseyle paylaşmam. Çünkü paylaşamam. Yalnızca kendi başıma olduğumda ortaya çıkan bir versiyonum var. Bazen başarının sırrının adapte olma yeteneği olduğunu düşünürüm. Hayat asla sabit durmaz. Dolayısıyla ona ayak uydurmak için kendimi sık sık yeni baştan yaratmam gerekti. Görünüşümü, yaşam tarzımı... hatta sesimi bile değiştirmeyi öğrendim.
Yalnız olmakla yalnız hissetmek arasında fark vardır ve biriyle beraberken bile o kişiyi özlemek mümkündür. Hayatımda onlarca insan vardı: ailem, dostlarım, iş arkadaşlarım, sevgililerim. Bir insanın sosyal çevresini oluşturan olağan şüpheliler ama benim sosyal çevrem hep biraz bozuktu. Başkalarıyla kurduğum hiçbir ilişki bana samimi gelmemişti.