Doğmak bir klişeydi, ölüm bir klişeydi, aşk bir klişeydi, ayrılık bir klişeydi, özlemek klişeydi ,ihanet klişeydi, duyguları inkar klişeydi, zaaflar klişeydi, korku klişeydi, yoksulluk klişeydi, zamanın geçmesi klişeydi, haksızlık klişeydi ve bütün bu klişeler insanı paramparça eden gerçekleri barındırıyordu içinde. İnsanlar klişelerle yaşayıp, klişelerle acı çekiyor, klişelerle ölüyorlardı.
Bir insanın hayatına girmeyi, büyülerle dolu bir yeraltı labirentine girmeye benzediğini, birisinin hayatına girdiğinde oradan girdiğin insan olarak çıkamayacağını henüz bilmiyordum.
İnsan ruhunun bir bütün olmadığını, birbirinden farklı parçaların birbirine eklenmesinden oluştuğunu artık biliyordum. O ek yerlerinin her zaman, herkeste su sızdırdığını da tabii…
İnsanlar bana hep edebiyatın parlak ışığından yansımıştı. Hayatımda ilk kez insanları, kendi zihnimin ışığı altında, başka hiçbir mercek kullanmadan görüyor, aslında onları hiç tanımadığımı anlıyordum.