Huzurun önemine erimiş her insan önemli olanın rengârenk boyaların arasında kendisine bulaşmış, diğer renklerin varlığına rağmen kendi esas rengini korumak olduğunu bilir. Ve her ne olursa olsun, olduğu kişiyi ve onun yaşadıklarını bir şekilde kabullenip sever. Daha da önemlisi bulunduğu nokta ne olursa olsun onu tam olarak kendisi yapacak erdemi ve nitelikleri fazlasıyla taşır.
Kitabımız hem ilerlediğimiz yola ışık tutuyor hem de kendimizi daha iyi hissetmemiz için bize öğütler veriyor ama bunları direkt değil güzel bir hikayenin içinde gözlemleyerek anlamamızı sağlıyor. Kişisel gelişim okumayı tercih etmeyenlerin bile severek okuyacağına eminim diyebilirim. Ben bir kitabın içinden ne kadar çok alıntı çıkarıyorsam o kadar aklımda kalmış oluyor. Işığını Serbest Bırak da bol bol altını çizdiğim cümleler ile dolu.
Yabancı dil kursunda tanışan altı arkadaş haftada bir Lafta kafeye giderek dil pratiği yapmaya karar verirler. Her hafta burada toplanan grup birbirlerini tanımaya ve kendilerinden bir şeyler paylaşmaya başlarlar. İlk başta birbirlerine ön yargıyla yaklaşıyor olsalar da zamanla güzel şeyler paylaştıklarını fark ederler ve dil pratiği için çıktıkları bu yol güzel dostluklara, tadından geçilmez muhabbetlere açılan bir kapı olur.
Işıgını Serbest Bırak biraz önce de dediğim gibi öyle direkt kişisel gelişim ile kuşatılan bir kitap değil kesinlikle. Bir öykü çerçevesinde olayın özünü görerek öğüt vermeyi hedeflemiş yazar bence bu harika olmuş çünkü ben keyif alarak okudum. Son zamanlarda bazı şeylere olan inancımın bitmeye başlamasına karşılık bu altılı grup hâlâ güzel bakılabileceğini gösterdi bana. Umarım her zaman baktığımız çerçeve güzel olur diyorum ve sizleri de kocaman kocaman öpücüklere boğup gidiyorum kitapla kalın.
Son sayfasını okuyup kapattıktan sonra uzun bir süre duvarı izlediğim Fücur ile geldim. Yazardan okuduğum bütün kitapların yanı sıra ilk defa bir kitabında cümle kurmakta zorlanıyorum. Hani insanların görmezden geldikleri vardır ya bilirler ama kondurmak istemezler bilirler ama suç atacak masum kurbanlar seçerler bilirler ama onlar için bir kadını aşağılamak daha kolaydır kimse sorgulamaz kimse dönüp bakmaz bile ama o kadın kendini anlatamadan içten içe ölür ya işte öyle görmezden gelirler. Bazı şeyler vardır insanın boğazına yumru gibi oturur su içsen geçmez ağlasan geçmez anlatsan geçmez işte tam o noktadayım ne ileri gidebiliyorum ne geri. Beni bu kadar etkileyen şey okuduğum her şeyi dünyanın bir yerlerinde birçok kadının yaşıyor olması yaşıyor diyorum çünkü bitmiyor hâlâ bir yerlerde kadınlar bunları yaşıyor ne acıdır ki bitmiyor. Bu hayatta dört şey olmak çok zor kadın, çocuk, hayvan ve ağaç...
Kemal ve Zeynep birbirlerine deli gibi aşık iki gençti aileleriri evlenmelerine karşı gelince kaçarak yeni bir hayat kurdular yıllar geçti ama özlemini çektikleri evlat sevgisine bir türlü kavuşamadılar. Kemal'in bu durumunu bilen yasin çok acil evlat edindirilmesi gereken bir çocuk olduğunu ve doğduğu gibi ona getireceğini söyler bir gece hiç beklemediği anda Polis Yasin gelir ve onlara bir erkek evlat getirir. Yıllarca çoçuk özlemini çeken bu aile Ali adını verdikleri çocuğa gözü gibi bakarlar. Yıllar geçer Ali büyür babası rahatsızlanır ölüm döşeğindedir onun hastane işleriyle uğraşırken bir anda annesinin ölümüyle yıkılır. Aradan çok geçmeden babası daha da ağırlaşır ve Ali'ye kendi kanından olmadığını ama onu kendi evladı gibi sevdiğini anlatır. Ali babasını da kaybettikten sonra geçmişini bulmaya gercek anne babasını aramaya koyulur. Bu yolda öğrendikleri onu öyle